Aug 27, 2018

uzun uzun anlatamayacağıma karar verdim ama böyle.

az önce the crown'da beklemediğim bir anda lacrimosa çalmaya başladı. uzun zamandır görmediğim eski bir tanıdıkla karşılaşmışım gibi hissettirdi -her ne kadar uzun zamandır görmediğim tanıdıklarla karşılaşmak bana artık pek bir şey hissettirmiyor olsa da, böyle bir his tanımlı bence Türkçe'de-.

hazır buraya yeniden yazmaya heveslenmişken zbigniew preisner lacrimosa'sını açayım dedim, onunla da uzun zamandır karşılaşmamıştık. ben kafamı toplayıp yazmaya başlayana kadar spring waltz çalmaya başladı autoplay ile. bu parça bana hep "çocuğumu kestim ama yarına yine de ümitle bakıyorum" müziğiymiş gibi geliyor. çünkü içerisinde belki onlarca ailenin seneler içerisinde yaşayabileceği hüzünler toplamını barındırıyormuş gibi bir hissiyatı var. aynı zamanda da ne zaman dinlemeye başlasam geleceğe dair umutla doluyorum. kulağıma eğilip "yarınlar güzel olacak" diye fısıldıyor sanki.

işte ben de tam olarak böyle bir anındayım hayatımın.

Jul 22, 2018

ouokl

Teknolojinin, hayatlarımızın henüz daha bu kadar büyük bir parçası haline gelmediği vakitlerde internette gezinirken bulduğum ve ilgimi çeken fakat incelemeye vaktimin olmadığı hemen her şeyi yer imlerime eklemek gibi bir alışkanlık edinmiştim. Sanıyorum o zamanlar öğrenmeye -daha doğrusu yersiz yönsüz, her şeyi öğrenmeye- daha çok açtım. Bu alışkanlığımı bir süre devam ettirdikten sonra yer imlerimin sonsuza uzadığını ve her birini tek tek incelemenin imkansızlaşmaya başladığını fark edip ancak ve ancak asla kaybetmek istemediğim linkleri yer imlerime eklemeye başlamış ve bir gün yer imleri klasörümü temizleyeceğime dair söz vermiştim kendime.

Gün bugünmüş.

Temizlik yapmak için değil ama bir sebeple yer imlerim klasörüne dalmış bulundum ve bir anlığına kendimle yüzleşmek gibiydi. Yıllar geçtikçe, yol aldıkça, kazandıkça ve kaybettikçe insan unutuyor. Değişmek kötü bir şey değil ama ne bileyim, eskisi gibi olmamak fikri de biraz hüzünlü sanki.

Jan 18, 2018

feeling free

HAHAHAHAHAHAHHAHAH bu yükseliş mani anı falan değilse, gerçekten çok güzel. erken sevinmek istemiyorum ama galiba bitti. OH!

Jan 14, 2018

annem, her onu aradığımda "aradığın için teşekkür ederim." diyerek telefonu kapatıyor. onu ne kadar yalnız bıraktığımın her bir telefon görüşmesinde suratıma inen tokadı bu. 

bazen kendimi çok suçlamayayım diyorum, her ilişkinin iki yüzü vardır. ama bazen de bundan kaçış fırsatım olmuyor işte. kendimi bildim bileli kalbim acıyor. ve artık buna katlanamıyorum. küçük bir çocukken içimize çöreklenen ne kadar şey varsa hayat boyu orada öyle kalacak. 

gerçeklik algımı yitireceğim diye haddinden fazla endişe duymaya başladım. uyuyamıyorum. uyanamıyorum. müzik dışında hiçbir şey yapamıyorum. 

dün gece saat 5 buçukta kabus görüp uyandım. rüyamda gizem başına çok kötü bir şey gelmişçesine ağlıyordu, dayanamadım. ama çok yorgun olduğum için tam olarak uyanamadım da. geri uyumaktan da çok korktum. ses olsun diye youtube'dan aptal bir video ve odanın ışığını açınca bir nebze rahatlayıp uyuyabildim ancak. böyle anlarda asla kendimde olmuyorum. en azından daha güzel deliririm diye ummuştum.

bir gece uykuya dalışımın üzerinden daha 2 dakika geçmişken korkarak uyandım. kendi adımın "berrak" olduğuna ikna olmuştum ve tüm arkadaşlarımın adını unutmaktan çok korkuyordum. bir süre, yatakta oturup tüm arkadaşlarımın adını tek tek saydım.

gerçeği ayırt edemeyeceğim ve nihayetinde delireceğim diye ödüm kopuyor. iyi değilim. 
birbirinizi sevmekten bu kadar korkmayın, herkesin sevilmeye ihtiyacı var.

Jan 6, 2018

bundan ne anlarsınız bilmem ama ben çok.

birine yapabileceğin en büyük kötülük. içindeki heyecanın her zerresine uzanıp çekip almak. tırnaklarınla kazıdın. 'herkes öldürür sevdiğini' klişesini ancak 24 yaşımda anlayabiliyorum. 24 bin defa okumuşumdur oysa aynı pasajı. zararlı, hastalıklı. insanoğlu, zihinler, kalpler. yasaklanmalı. ya da sınırlandırılmalı. gerçekçi değil ama. bu sebeple, gerçek de değil. 

birini severken biraz düşünün. 
biraz uzaktan sevin.
karşınızdaki kişinin tutkularını derinden sarsmayın, elinden almayın. 
ya da belki bunun yolu budur, bilemem. öyleyse ben oyundan çıkıyorum. bir daha kimse müziğimi elimden alamayacak. bir daha kimse var olmamı engelleyemeyecek. kesin engeller ama hahah. izin veririm. kendine kızış değil, akıllanmayış. ama kesinlikle neyi istediğini bilmek. hepsini tek cümle içerisinde kullanabildiğim zaman ancak, ancak o zaman... daha zamanı var. kazanıyorum ama kaybederek. ve dünyanın en anlamlı zaferi bu. sadece benim zihnimde tabii. 

ışık yandı, -salonu terk etme vakti.
hayatım önümde ödemem gereken bir bedel gibi uzanıyor. ya da uzuyor. gerek var mı? bilmiyorum.

Dec 28, 2017

deriveler ve deriveler...

Bu gece eve yürürken çok çişim olmasına rağmen durup bir müddet Ay'ı izledim. Bulutların arkasındayken dolunaya benziyordu ama değilmiş. Sonra sokaktaki tek vitrini ilk defa farkettim. Halbuki gecenin 2'sinde bile aşırı ışıklandırılmış. İçeride hep Dolce Gabbana'lar, Gucci'ler, Armani'ler var ama üzerlerinde uyduruk "prince", "royal", "king" yazan patchler dikili, hmm. 

Burayı sevdiğime tekrar karar verdim.

Dec 9, 2017

reunion

doğru bildiğim her şey yıkıldı.

-

Anne babam tarafından sevilmek canımı yakıyor.

Dec 7, 2017

OT

Mutlu da, mutsuz da değilseniz ne oluyor?

Nov 1, 2017

ölmemek için yapmanız gerekenler #vol1.

Tümdengelim bir yalnızlıktansa tümevarım bir yalnızlık en azından. İçimden dışarı taşıyor ve çemberi genişletiyorum. İlk defa gerçekten nefes alıyorum.

Sep 25, 2017

bu yazıda seninle ilgili hiçbir şey yok ama bu da zaten sadece bir başlık.

Geçen gün telefonda Talip'in dediği gibi belki de. Öylesini denemediğimden değil ama deliliğimi daha içten kabullenmeliyim sanırım. Önceki yüzeysel kabullenişlerim ama asla arkasında duramayışlarımdan değil bu defa.

2500 yıl sonra hayatlarımızın devasa databaselerde birer özet olacak olmaları bizim hazin sonumuz.

Aug 2, 2017

life happens

Kafamda çok fazla senaryo dönüyor... ve ben, hepsinin sonunda ölüyorum.

Jun 7, 2017

barkın

Seninle konuşamadığım için seneler boyu her gece gökyüzüne bakarak kendi kendime konuştuğumu hatırladığım bir gece oldu. ve son arzun olan, "beni özleme lütfen" sözlerinin aksine ne kadar çok özlediğimi...

cümlelerin yerlerini değiştirme legosu

Ölmek mi dersiniz...
Öldürmek mi ya da?
Bence sevmek.

May 23, 2017

1999



Dünyanın en güzel çifti karşısında bir dakikalık saygı duruşu...


May 8, 2017

kaan.

seninle olmak, dünyanın en saf en güzel şeyiydi ama bana iyi gelmedi.

birini, sanki onun için kendinden vazgeçebilirmişsin gibi sevmek içinde çok fazla duyguyu barındırıyor. tutkunun en koyu halini; özlemin, aşkın, öfkenin en benlik sınırlarını zorlayan boyutlarını; sevginin en saf -ama gerçekten anne sevgisinden sonra belki de en saf- halini... ama sonucunda kimse kimse için kendinden vazgeçmiyor elbette.

hüzünlü.

bir o kadar garip...

seninleyken senden ayrı kaldığım vakitler, seni daha başka özlüyordum. şu an başka. o özlemlerin dönüşlerinde hep sen oluyordun çünkü. attığım her adım sana varacaktı nihayetinde. belki de o yüzden bu kadar yersiz yönsüz hissediyorumdur şu an, kim bilir.

bildiğim tek şey var, seni en saf halimle sevdim. ama senin için kendimden çok şey feda ettim. ve bu belki, yaptığım en büyük yanlıştı. kendinden ödün vermeye başladığında yaşadığın ilişki de sarpa sarıyor, yanlış yerlere savruluyor. nitekim öyle oldu.

seni hep özleyeceğim. ama bu özleme katlanmak zamanla daha kolay oluyor.

ve sonunda elbet,
ben de gideceğim yolu bilebileceğim.

Apr 25, 2017

Katı olan her şeyin buharlaşıyorsa BİM poşeti de buharlaşsın

Kozyatağı Metro'dan alınmış şampuanı Amsterdam'da tüketip çöpe atmak belki garip olmayabilir ama nesne ile ilk ilişki kurulan anda onun bütün kaderini bilemiyor olmak bana şu sıralar biraz garip hissettiriyor. Benzeri bir garipsemeyi Tuğçe'nin yine Amsterdam'daki dolabında BİM poşeti görünce de yaşadım. 'Hayat çok garip!' demek için illa süper şaşırtıcı şeyler yaşamak gerekmiyor demek ki... Ya da IQ'um bayağı düşük.

Feb 11, 2017

back in town

vov! sanırım biraz heyecanlandım.

burasının neye benzediğini bile unutmuşum. şu yazının başında daima yanıp sönen küçük çubuğun nasıl hissettirdiğini sonra... ah!

aslında şu an çok yorgunum. uzun zamandır izlemek istediğim; ailemin evindeki, bir zamanlar bana ait olan ama artık son derece yabancı gelen odamın duvarında asılı duran posterdeki film serisinin ilk iki filmini izledim. annemle. sanırım annemle yaptığım aktivitelerden uzun zamandır en keyif aldığım buydu. belki sadece duygusal bir anıma denk geldiği için (regl kötü biri) aşırı sevdiğim ilk filmin hatrına... belki de bir aşk hikayesini anonim yaşama romantizmine kapıldığımdan yalnızca... ama evet, derin nefesler almak hayatı daha çekilir kılıyor.