Her basarisiz sevme girisimim sonucunda seni hatirliyorum Barkin. "Beni ozleme lutfen, ben buna degemem." sozlerinin uzerime binen agirligi, bana cevap hakki bile tanimayisini, kosup sana sarilamayisimin yasattigi pismanligi... 4 yil once benden hayatima devam etmemi istedin ve deniyorum da, buna suphen olmasin. Ama bir daha asla kimse beni senin gibi sevmeyecek sanki. 4 yildir ilk defa ucundan kiyisindan da olsa sana karsi hissettiklerimi hissedebilecegim birini buldum sanmistim. Bu daha ne kadar boyle surup gidecek? Ve ben daha ne kadar bir hayaletle yasamak zorunda kalacagim? Yoruldum. Tek yapmami istemedigin sey seni ozlemekken, seni ozlemekten yoruldum, elimde degil.
Jul 29, 2015
Jul 27, 2015
Jul 24, 2015
643
Bilmiyorum, belki de birbirimizin hayatlarına sırf sırtımızın sıvazlanmasına ihtiyacımız olduğundan giriyoruzdur.
Ne şekildeyse de, gitmeni istemiyorum.
Jul 21, 2015
611
19715
336
Bunu çok daha önceden anlamam gerekirdi.
Bütün o, toplumun erkeğe yüklediği "erkek adam ağlamaz" anlamından da öte; bir erkek/insan kendini alenen "ben duygusalım" şeklinde anlatmayı tercih ediyorsa bu öyle olmak istediğini, sahiden de öyle olduğunu ya da sadece kendini etiketlemeyi sevdiğini -yani bir anlamda yine öyle olmak istediğini- gösteriyor olabilir. Amacım yargılamak değil. Bu yüzden, ancak bu kadar emin olabiliyorum. Ama bunu çok daha önceleri anlamam gerekirdi. Çünkü bizzat deneyimledim. Deneyimlemek bile değil; dibine kadar hissettim. Duygusal görünmekten kaçtım. İçten içe bu duygusallığı sonuna kadar yaşıyorken inkâr ettim. Acizlik gibi gördüm. Üzerime yüklenmek istenen "güçlü insan" vasfına lâyık olmak istedim. Bu yüzden Ada'yı sahiplendim. İşte bu kız dedim, bana benziyor...
Çok güldüm. Çok güldürdüm, üzdüm. Üzüldüm de ama karşılığını sağlam verdim. "Ben" dedim "seninle birlikte eğleniyorum". Derdim tasam yokmuş gibi eğlenmedim. Derdimi tasamı unutup eğlendim; görmezden gelip. Eğlendiğimiz insanlar da benimle birlikte güldü. Sonrası biraz garip. Dertlerini tasalarını benimle paylaştılar. Yıllar önce asla anlaşamam gözüyle baktığım, şu anki en yakın arkadaşlarımdan biri "sen" dedi "bayağı komiksin aslında". Buna niye bu kadar sevindim o zaman şimdi anlıyorum.
O zamanlar yeni yeni yeterince güçlü olmadığımı idrak ediyor ve artık kendimi saklamak istemiyordum. Bu oyunu yeterince sürdürdüğüm fikri -ve hatta gerçeği- yorgun hissetmeme neden oluyordu.
Ve kabulleniş...
Duygusallığımı koynuma alıp birilerine anlatmaya başlamıştım. Beklediğimin aksine hâlâ eğleniyorduk. Bu kabullenme -yine- beklediğimin aksine bende büyük bir değişim yaratmamıştı. Öyle sanıyordum. Sonra yavaş yavaş farkettim. Bunu kabullendiğimden beri çok az hissediyordum -hatta eskiye nazaran hiç... Ama bu durum beni güçlü de yapmamıştı.
Bana gelip "ben duygusalım" dediklerinde inandım. E, ben de öyle yapmıştım! Ölüyor. Bir şeyleri ne kadar gün yüzüne çıkarırsan o derece ölüyor. Bırak içinde kalsın diyeceğim; o da taşıyor.
Ama bugün ilk defa bir şeyden çok eminim.
357
Jul 15, 2015
231
artık mutsuzluktan ölecekmiş gibi yazmayı bırakacağım. zira mutsuzluktan ölünmüyor. peki ben neden durup durup mutsuzluktan ölecekmiş gibi hissediyorum? bunu şu an sorguluyorum çünkü enteresan bir şekilde hiçbir sebep yokken çok iyi hissediyorum. insanın kendini tam olarak anlaması ömrünün hangi kısmına denk geliyor acaba?
yarın staj sorumluma gidip staja neden düzenli gelemediğimi açıklayan bir hikaye anlatacağım ve stajımın yanıp yanmaması kadının bu hikayeye inanmasına bağlı. stres altında olmaktan nefret ediyorum ama bir yandan da kendimi bu hisse sürüklemek için elimden geleni yapıyorum. aslında hayatım boyunca bu döngü mevcut: yapmam gerekenler belli ve basit şeyler. yaptıklarım ise tüm bunların tam aksi istikameti. gerçekten dört dörtlük gerizekalılık.
öte yandan sonunda birlikte güzel çalışabileceğimize inandığım bir piyano hocasına denk gelmiştim. ama önce adam sapıttı. sonra akademiyi bıraktı. ve zaten ben de güzel çalışabileceğimize olan inancıma rağmen vaktimiz varken bile düzenli bir şekilde çalmıyordum. hayatım boyunca günün neredeyse altı yedi saatini piyanoya ayırarak deli gibi çaldığım tek zaman aralığı da gerçekten rezil hissettiğim bir yaklaşık on gündü. zaten o zamanlar günün geri kalan zamanlarında da bir iki bölüm dizi izleyip uyuyordum. okul kötüydü, benim için önemli olduğunu hissettiğim bir iki kişiyle aram bozulmuştu, staj işi çok çalkantıdaydı. yolunda giden bir şey olmasını istedim sanırım. bir şeyler yolunda giderken de bunu yapabilmek istiyorum.
şu önümüzdeki iki hafta sadece ailemle vakit geçirmek, hatta onları daha yakından tanımak istiyorum. bunu uzun zamandır istiyorum esasen ama eskiden beri süregelen bir iletişimsizlik problemini aşmam gerek önce.
sonra geri dönüp henüz elimi atmak üzere olduğum bir şeyi, hayatımda ilk defa düzenli devam ettirebilmek istiyorum.
ve hayatımdaki insanların hangisini ne kadar umursamam gerektiğini daha az düşünmek.
işte tüm bunları düşününce dediğim tek şey "çok zor değil" oluyor. kendime katılmamak elimde değil. ama teorideki bu akılcı yaklaşımımı neden pratiğe taşıyamıyorum? ya da taşımıyorum? dört dörtlük olan bir gerizekalılık da bu mesela.
bu defa az biraz daha kararlı hissediyorum ama bakalım.
https://www.youtube.com/watch?v=0gSXfSfuxb8
Jul 9, 2015
2227
"İtalyan'a benzemiyorsun, Macar çingenesi olmayasın?!"
10 metre kare. Bir şilte. Bir piyano. Kişi başına düşen ömür geçirmelik alanmış gibi gelirdi o zamanlar, daha çok kitap okurdum. Fazlasına sahip oldum, ve ömrüm geçiyor. Hüzünlü, sanılanın aksine.
"Tam üstüne bastınız; Macar olan dedem, çingene olan ruhumdur!"
Jul 8, 2015
145
Mert, buradan catiya gercekten cikilirmis. Kendime dunyanin en guzel icki sofrasini hazirladim. Camdan bacak sarkitmali. Otopark manzarali ama varsin olsun.
Jul 2, 2015
Sad but true 626
Didnt do anything to impress you. 'Cause you werent look for the one just starting to grow up.
Jun 27, 2015
2309
Çamaşır makinelerinin bile büyüleyici bir yanı var. Birbirinden bağımsız -ve hatta habersiz- görünen, parça parça attığın çamaşılar eninde sonunda devasa bir topak halinde çıkıyor dışarı. Özellikle uzun kollular. Kolları boyunca sarılıyorlar. Ve, normalde hiçbir şekilde birbirine uymayacak o gömlek ve pantolonu sarmaş dolaş görmekten çekinmeyeceğimiz tek yer çamasır makinesinin o küçük klostrofobik haznesi.
Az önce yeşil oduncu gömleğimi pembe kalpli pijama altıma dolanmış halde görünce kendime benzettim biraz. Ben de böyle sıkı sıkıya sarılmışım sanırım gecmişteki bazı olaylara ve kişiye. Tünelin sonunda hiç ışık görünmüyor olmasına rağmen üstelik; karanlıktan sanırım, o pembe kalpli pijama altına yakışmayı bekliyorum.
Bütün bunları, şişesinin dışından rengine aldanıp aldığım ama sürünce pek de güzel olmadığını farkettiğim ojelerle yakınlık kurmam takip etti. Çoğu on parmak bile görmeden rafta çürümeye terkedilmiş, hüzünlü.
Belki de bir ara o pijamanin üstüne o gömleği giymeli ve o ojelerden birini sürmeliyim.
Jun 15, 2015
Jun 9, 2015
311
Duygusalligimi kabullendigimden beri daha az yogun hissediyorum her seyi sanki. Ve ne bileyim, insanlari eskisi kadar onemsemiyorum sanki artik. Degismeyen tek sey sanirim kafamin hala dev bir kendimi sorgulama ve yargilama mekanizmasi seklindeki isleyisi. Bazen ciddi anlamda kendimle cok fazla catisiyorum. Dogru veya yanlis arama olayini saplanti haline getirmis olabilirim, belki. Bir insan bizzat kendisinin nasil hissettigini ya da ne yapmaya calistigini anlamaya calisir mi? Sacmalik.
May 28, 2015
May 24, 2015
1444
Eskiden insanlara bu kadar ihtiyac duymadigimi animsiyorum. Daha iyi hissetmek icin. Tek basima olmak ve her seyle tek basima basa cikmak siradan bir seydi -ki hala oyle; ama o zamanlar bu benim icin bir sorun teskil etmiyordu sanki.
May 15, 2015
348
Olmekten hala deli gibi korkuyo olmam disinda yasamak icin elle tutulur hicbir sey bulamiyor olusum. Mide bulantisi. Acizlik. Yitirilmis ozsaygi. Kusmak istemek. Insanlar. Kafalar, bok cukuru. Bizzat kendim. Les. Uyumak istiyorum artik.
May 12, 2015
Apr 1, 2015
raven
Once upon a midnight dreary, while I pondered, weak and weary,
Over many a quaint and curious volume of forgotten lore—
While I nodded, nearly napping, suddenly there came a tapping,
As of some one gently rapping, rapping at my chamber door.
“’Tis some visitor,” I muttered, “tapping at my chamber door—
Only this and nothing more.”
Ah, distinctly I remember it was in the bleak December;
And each separate dying ember wrought its ghost upon the floor.
Eagerly I wished the morrow;—vainly I had sought to borrow
From my books surcease of sorrow—sorrow for the lost Lenore—
For the rare and radiant maiden whom the angels name Lenore—
Nameless here for evermore.
And the silken, sad, uncertain rustling of each purple curtain
Thrilled me—filled me with fantastic terrors never felt before;
So that now, to still the beating of my heart, I stood repeating
“’Tis some visitor entreating entrance at my chamber door—
Some late visitor entreating entrance at my chamber door;—
This it is and nothing more.”
Presently my soul grew stronger; hesitating then no longer,
“Sir,” said I, “or Madam, truly your forgiveness I implore;
But the fact is I was napping, and so gently you came rapping,
And so faintly you came tapping, tapping at my chamber door,
That I scarce was sure I heard you”—here I opened wide the door;—
Darkness there and nothing more.
Deep into that darkness peering, long I stood there wondering, fearing,
Doubting, dreaming dreams no mortal ever dared to dream before;
But the silence was unbroken, and the stillness gave no token,
And the only word there spoken was the whispered word, “Lenore?”
This I whispered, and an echo murmured back the word, “Lenore!”—
Merely this and nothing more.
Back into the chamber turning, all my soul within me burning,
Soon again I heard a tapping somewhat louder than before.
“Surely,” said I, “surely that is something at my window lattice;
Let me see, then, what thereat is, and this mystery explore—
Let my heart be still a moment and this mystery explore;—
’Tis the wind and nothing more!”
Open here I flung the shutter, when, with many a flirt and flutter,
In there stepped a stately Raven of the saintly days of yore;
Not the least obeisance made he; not a minute stopped or stayed he;
But, with mien of lord or lady, perched above my chamber door—
Perched upon a bust of Pallas just above my chamber door—
Perched, and sat, and nothing more.
Then this ebony bird beguiling my sad fancy into smiling,
By the grave and stern decorum of the countenance it wore,
“Though thy crest be shorn and shaven, thou,” I said, “art sure no craven,
Ghastly grim and ancient Raven wandering from the Nightly shore—
Tell me what thy lordly name is on the Night’s Plutonian shore!”
Quoth the Raven “Nevermore.”
Much I marvelled this ungainly fowl to hear discourse so plainly,
Though its answer little meaning—little relevancy bore;
For we cannot help agreeing that no living human being
Ever yet was blessed with seeing bird above his chamber door—
Bird or beast upon the sculptured bust above his chamber door,
With such name as “Nevermore.”
But the Raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing farther then he uttered—not a feather then he fluttered—
Till I scarcely more than muttered “Other friends have flown before—
On the morrow he will leave me, as my Hopes have flown before.”
Then the bird said “Nevermore.”
Startled at the stillness broken by reply so aptly spoken,
“Doubtless,” said I, “what it utters is its only stock and store
Caught from some unhappy master whom unmerciful Disaster
Followed fast and followed faster till his songs one burden bore—
Till the dirges of his Hope that melancholy burden bore
Of ‘Never—nevermore’.”
But the Raven still beguiling all my fancy into smiling,
Straight I wheeled a cushioned seat in front of bird, and bust and door;
Then, upon the velvet sinking, I betook myself to linking
Fancy unto fancy, thinking what this ominous bird of yore—
What this grim, ungainly, ghastly, gaunt, and ominous bird of yore
Meant in croaking “Nevermore.”
This I sat engaged in guessing, but no syllable expressing
To the fowl whose fiery eyes now burned into my bosom’s core;
This and more I sat divining, with my head at ease reclining
On the cushion’s velvet lining that the lamp-light gloated o’er,
But whose velvet-violet lining with the lamp-light gloating o’er,
She shall press, ah, nevermore!
Then, methought, the air grew denser, perfumed from an unseen censer
Swung by Seraphim whose foot-falls tinkled on the tufted floor.
“Wretch,” I cried, “thy God hath lent thee—by these angels he hath sent thee
Respite—respite and nepenthe from thy memories of Lenore;
Quaff, oh quaff this kind nepenthe and forget this lost Lenore!”
Quoth the Raven “Nevermore.”
“Prophet!” said I, “thing of evil!—prophet still, if bird or devil!—
Whether Tempter sent, or whether tempest tossed thee here ashore,
Desolate yet all undaunted, on this desert land enchanted—
On this home by Horror haunted—tell me truly, I implore—
Is there—is there balm in Gilead?—tell me—tell me, I implore!”
Quoth the Raven “Nevermore.”
“Prophet!” said I, “thing of evil!—prophet still, if bird or devil!
By that Heaven that bends above us—by that God we both adore—
Tell this soul with sorrow laden if, within the distant Aidenn,
It shall clasp a sainted maiden whom the angels name Lenore—
Clasp a rare and radiant maiden whom the angels name Lenore.”
Quoth the Raven “Nevermore.”
“Be that word our sign of parting, bird or fiend!” I shrieked, upstarting—
“Get thee back into the tempest and the Night’s Plutonian shore!
Leave no black plume as a token of that lie thy soul hath spoken!
Leave my loneliness unbroken!—quit the bust above my door!
Take thy beak from out my heart, and take thy form from off my door!”
Quoth the Raven “Nevermore.”
And the Raven, never flitting, still is sitting, still is sitting
On the pallid bust of Pallas just above my chamber door;
And his eyes have all the seeming of a demon’s that is dreaming,
And the lamp-light o’er him streaming throws his shadow on the floor;
And my soul from out that shadow that lies floating on the floor
Shall be lifted—nevermore!
On beş yaşla yirmi bir yaş arasındaki fark.
Mar 16, 2015
Kinda rahatlamış.
Hiçbir şey değil de, insanın kendine çok uzun zamandır yalan söylediğini farketmesi tümden tepetaklak eden bir şeymiş. Bugün hayatım boyunca soru işaretleriyle boğuşurken aslında sadece "kafam çok karışık" bahanesinin ardına sığındığımı ve bütün bu soruların cevabını aradığıma kendimi son derece ikna etmişken, aslında yaptığım tek şeyin bu karmaşıklık fikrine fazla odaklanmaktan ileri gitmediğini farkettim. Kendinle çatışıyor olmak bir sonuca varacaksa güzel ama bunun dışında kafanın içinde çok fazla ses olmasından öte gitmiyor. Kafamın içinde hep çok fazla ses vardı. Ama şu an farkediyorum ki hiçbiri yardımcı olmuyor.
İyi bir insan olmayı çok fazla arzulamış ama sonunda bunun için hiçbir şey yapmamış gibi hissediyorum kendimi. Tek yaptığım kendi kendime ağlanmakmış gibi sanki. Bunun faydasız bi' durum olduğunun başından beri farkında olmama rağmen bunca zaman bunu bilinçsizce bizzat yapmış oluşum fikri beni sarsıyor. Bütün bunlardan bile hâlâ çok emin değilim ama ben neyden eminim ki zaten?
Şimdi artık kıçımı kaldırıp yaşama vakti.
Subscribe to:
Posts (Atom)