Oct 22, 2011
Oct 16, 2011
Balığa ağıt.
şu yukarıda gördüğünüz şeye sahiptim bir -bilemedin birkaç- ay kadar önce. arkadaşım, kendisi için balık alırken "benim de olsun" mantığım devreye girmiş ve o hevesle kapmıştım bir tane. evde halihazırda bir akvaryumum var sanıyordum ama o taşınırken kırıldığı için çoktan atılmış. tabi çok saygıdeğer aile büyüklerim bunu bana söylemeyi atladığı için ben de fanus almayı atladım. durumu öğrenince balığı borcama koydum. ama boyu kısa geldi. balık rahat edemedi. şarap kadehine koydum (yukarıda). eni dar geldi. balık rahat edemedi. balık şarap kadehine çok şeker(!) minik kakalar yaptı. annemin içi rahat edemedi. en sonunda babam uygun bir şeyler bulup içine koydu. balık rahat etti. annemin içi rahat bir nefes aldı. düzenli olarak yem verdim. 2 gün falan. düzeni daha fazla devam ettiremedim. sorumluluk bana çok geldi. balık rahat edemedi. balık acıktı. annem yem verdi. annem çok yem verdi. balık yedi. balık çok yedi. ben rahat edemedim. babama suyunu değiştirelim dedim. babam sonra değiştiririz, daha temiz o su dedi. balık rahat edemedi. bütün bunlar neticesinde. balık öldü. ölmüş yani. görecek kadar düzenli yaşayamadım. balık, ona isim koymamı beklemeden öldü. balık, ben ona iyelik eki ekleyemeden öldü. hoşçakal balık. ben üzüldüm.
bir de bu aralar, kalbimle halletiğimizi sandığım sorunlarımız tekrar vuku buldu. sanırım yine doktor yolu göründü bana. ayrıca, manga okuma alışkanlığının bir dezavantajı olarak, karikatürleri de sağdan başlayarak okuyorum artık. beynim?
Oct 3, 2011
Sep 29, 2011
Kısacası huzursuzum.
Geçen gün otobüse, yürüme engelli bir adam bindi. İneceği yerde de her normal vatandaşın yapması gerektiği gibi "duracak" yazısının yanmasını sağlayan o kırmızı düğmeye bastı ve bir de ek olarak şoförden, tekerlekli sandalyesiyle inebilmesi için rampa denen o şeyi açmasını rica etti. Ama şoförün tam da o sırada yanındaki adamla konuşmak gibi çok önemli bir işi vardı ne yazık ki. Dolayısıyla rampa falan açılmadı. Adam, yine de bir umut "Kaldırıma çok uzaksınız, rampa açılmayacak." dedi. Şoförümüz oralı bile olmadı pek tabii. Otobüs tekrar yol almaya başladı. O sırada adamı duymuş olan ben de dahil birkaç kişi içten içe huzursuz olmaya başladık. Huzursuzduk ama bir şey de yapmıyorduk. En sonunda bir kadın "Duymadı mı acaba?" dedi, bir şey yapmamış olmanın verdiği huzursuzlukla. Neyse, sonuç olarak adam nihayet iki durak sonra inebildi. Tam inecekken o rampa denen şeyin, yine kaldırıma uzak olduğunu gördü ve şoföre söyledi. Şoför de "Araba parketmiş, kaldırıma yanaşamadım. Ben yardım edeceğim abicim sana." dedi ve cidden adama yardım etti. Adamı indirirken de kaldırıma yanaşmasını engelleyen, park halindeki aracın sahibine söyleniyordu. Hatta hepimizin duyacağı şekilde bağırıyordu: "Ayıp değil mi bu arabayı buraya parketmişsiniz?! Sizin yüzünüzden bir vatandaşımız mağdur oluyor burada!" Adamın indikten sonra yokuşu çıkışını huzursuzca izledim. Hâlâ huzursuzum. "En azından kendime bir pay çıkarabiliyorum." da yetmiyor bu defa huzursuzluğuma.
Bir de bu aralar, kimseye saygısı olmayan insanların bile herkesten saygı beklemesi; insanların, demokratik bir ülkede yaşadığımızın altını yüzlerce kez çizdikten sonra, fikirlerine sorgusuz sualsiz katılmamızı beklemeleri; yine demokrasiyi ve eşitliği savunan insanların hoşgörüden bihaber yaşamaları; değişik fikirlere bu derece kapalı olunması ve daha birçok şey fena halde canımı sıkıyor. Ama bunları buraya yazsam ne değişecek diyorum, susuyorum. Başka biri bunları konuşsak ne değişecek diyor, susuyor. Bir diğeri, bu böyle gelmiş böyle gider artık diyor, susuyor. Ve farkında mısınız bilmem ama hepimiz sürekli başkalarının bir şeyler yapmasını bekliyoruz. Ki en başından beri söylediğim gibi buna ben de dahilim. İşte bu defa öyle olmasın istedim. Bilmem anlatabildim mi?
Sep 21, 2011
Velhasıl kelam kendime bir yardımcı tutabilirim; başlıkları yazması için.
Bugün NTV Tarih almak için bayiiye girdiğimde, başıma geleceklerden elbetteki habersizdim. Fakat; CNBC-E Business ile gözgöze geldiğim o andan itibaren kendime gelemiyorum. NEDEN Mİ? Maalesef bu yüzden.
Ayrıca derginin hediyesiyle resmen aşk yaşıyorum. Dergi çalışanları, Unutulmaz Yeşilçam Şarkıları diye bir albüm derlemişler -sağ olsunlar-. Aralarında hatırlamadığım birkaç şarkıyı saymazsak, çocukluğuma dönmüş gibi hissettim. Ve fakat, makus talihim yüzünden geçen ayki sayıda verilen bu 2. albümün ilkini kaçırmış bulunmaktayım. Ama dert değil, bir yerlerden bulunur elbet.
Bu arada estetik cerrahi bana çil yapabilecek kadar da gelişmiş midir? Hoş, Maykıl'cığımı beyazlatacak kadar geliştiyse bana da yapay çil bulunur diye umuyorum.
Ayrıca derginin hediyesiyle resmen aşk yaşıyorum. Dergi çalışanları, Unutulmaz Yeşilçam Şarkıları diye bir albüm derlemişler -sağ olsunlar-. Aralarında hatırlamadığım birkaç şarkıyı saymazsak, çocukluğuma dönmüş gibi hissettim. Ve fakat, makus talihim yüzünden geçen ayki sayıda verilen bu 2. albümün ilkini kaçırmış bulunmaktayım. Ama dert değil, bir yerlerden bulunur elbet.
Bu arada estetik cerrahi bana çil yapabilecek kadar da gelişmiş midir? Hoş, Maykıl'cığımı beyazlatacak kadar geliştiyse bana da yapay çil bulunur diye umuyorum.
Sevgiler, saygılar...
Sep 19, 2011
Bir annenin paranoyaları ve kızının talihsizliği. -Chapter 1-
Annem; "Hiçbir şey yemiyorsun, hasta olacaksın. Sonra yemek yemenin değerini anlayacaksın ama iş işten geçmiş olacak.", "İNANMIYORUM! Zayıflıktan iyice kemiklerin çıkmış.", "Uyanmakta güçlük çekiyorsun, doktora mı gitsek?" gibi cümleleri bol olan, mübalağa dalında çift master yapmış biri. Sürekli bir hastalık sahibi yapar durur beni. Mesela çok sık su içiyor oluşum, ona göre şeker hastası olduğumun bir göstergesi. Sonra gözlerimin içinin sarı oluşu -ki burada kendisi hayal kuruyor; gayet beyaz benim gözlerim- kansız olduğumun, kalbimin ara sıra ağrıması da zaten genlerimizde varolan bir hastalığın bende nüksedebilme ihtimalinin işaretçisi. (Anneannem kalp hastası ve biri anneme 3. veya 4. nesilde bu hastalığın tekrar ortaya çıkabilme ihtimalinden bahsetmiş de, iyi halt etmiş.)
Durum buyken ve annem, zaten başıma gelebilecek talihsiz hastalıklar konusunda yeterince paranoya sahibiyken; geçen gün dedem -belki de asrın hatasını yaparak- tansiyonumu ölçtü. Tabii yine annemin zoruyla. Ve korkulan oldu, tansiyonum 9a 4 çıktı. O günden beri de annemin yeterince sağlıklı olmadığım konusundaki endişeleri ciddi artış gösterdi. Her gün bir doktor lafı yapar oldu. Hayır, en son bu şekilde hastaneye götürüldüğümde; bir sürü gereksiz test yaptırmak zorunda bırakıldım, kollarım delik deşik oldu, gereksiz radyasyona maruz kaldım vs vs. Şimdi yine tarih tekerrür edecek sanırım. Ve ben "temiz" raporu alıp eve döneceğim. Annemin içine su serpilecek falan. Öyle.
Yarın da okullar açılıyor. Tabii benim açımdan değişen bir şey olmayacak. Yine de sevindirici bir şeyler var, artık bir adet uyku düzenine sahip oluşum gibi...
Her neyse.
Sep 10, 2011
selam, ben hâlâ hayattayım da.
Bu yazı benim kadar "değerlendiremeyen" biri daha var mıdır diye düşünüyorum da... Resmen hiçbir şey yapmadım. Oysa hayatım adına çok önemli kararlar verdim. Vermiş olmam lazımdı yani. Ama onlar aslında hiç. Tamamen sallakafa -bu ne demek bilmiyorum şu anda uydurdum- seçimlerdi ve içleri çok boş. Her şeyin farkında olarak hiçbir şey yapmamak. Bu konuda cidden iyiyim.
Ayrıca, buraya bir şey yazmak da içimden gelmiyor. Sadece buraya da değil. Herhangi bir yere herhangi bir şey yazasım yok.
Bu defa da sadece yaşadığımı bilin diye yazdım zaten.
Siz yazın ama mutlaka, okuyorum ben.
Safe and sound dinleyelim mi?
![]() |
| yeni felsefem. |
Sep 2, 2011
Dear mew.
Şimdi.
Sevgili Jonas'cığım,
Sen şu yukarıdaki şarkıda dilediğin kadar "Are you my lady, are you?" demeye devam edebilirsin. Lâkin ben seni her dinleyişimde "aaay ay ay ay aaaay" diye anlamaya ve aynı şekilde eşlik etmeye devam edeceğim.
Sevgilerimle,
Neşe.
Sep 1, 2011
bazen bazı şarkılar ölsün istiyorum, bazen de bazı şarkılar uğruna ölebilmek.
Bir de şöyle bir şarkı var, şu alttaki yazı eşliğinde harika giden. (Okumaya niyetlendiysen, şarkıyı da aç lütfen. Çünkü bazen alakasız iki şey sadece birbiri için varolmuş gibi geliyor.)
"bir gün olacak, o sabah sağlıklı olarak bembeyaz çarşaflarda ve güneş ışığının doldurduğu ama size vurmadığı bir odada uyanacaksınız, uyandığınızda dışarıda araç sesi, sabahın köründe sizi arayan müşteri, çalışmanız gereken sınav, yetişmeniz gereken otobüs, yetiştirmeniz gereken proje iş vs. olmayacak hatta gelecek zaman içinde de olmadığını bilecekseniz, dışarıdaki insanların sorunları olmayacak veya olsa bile artık sizi ingilendirmeyecek, on dakika sonra ne yapıyor olacağınız sizi ilgilendirmeyecek ve o zaman bir kahve içeceksiniz, camdan baktığınızda dağ ve denizi aynı zamanda göreceksiniz."
"it's typical of you looking like you do, so typical of you love me like you do
you've got it all six seven times, you've got it all makes me feel so fine"
Aug 28, 2011
Aug 26, 2011
Düğünüme de beklerim.
Eve geldim. Annem elime bir zarf tutuşturdu. Arkadaşım evleniyormuş! Davetiyeye baktım: Pınar ve bilmemkim. "İyi de benim Pınar diye arkadaşım yok ki?" dedim. Gelen cevap beni dumur etmeye yetecek cinstendi: "İlkokuldan arkadaşınmış. Seni çok özlemiş. Mutlaka bekliyormuş düğüne, selam söyledi." Ulan kızı en son 4.sınıfta görmüşüm -ki aynı şubede bile değildik!- ama şu an düğününe davetliyim. Hem madem çok özlemiş bugün mü aklına geliyordu yani bu durum? Ben kendi kendime trans haline girmiş bunları düşünürken annemler konuşmaya devam ederek beni bir kez daha dumur ettmeyi başardılar.
Anne: Hani bazen sen de biriyle kaçacaksın diye korkmuyor değilim.
Baba: Yok ya, bizim kızımız saklamaz. Evlenecekse de bize söyler.
Dikkat edin, evlenmez demiyor. "Evlenecekse de söyler nasıl olsa"yla geçiştiriliyorum. Çok mu geç kaldım acaba? Halbuki daha reşit bile olmadım. (Evet, maalesef ben de yıl sonunda doğup bütün arkadaşları bir bir reşit olurken, beklemek zorunda kalan şanssızlardanım. Gerçi 17 iyiydi ya neyse.)
Aug 24, 2011
Hepsi hepsi hayat nasıl olsa.
mr. brightside mimlemiş. Mim güzel ama ben mimin biraz dışına çıkacağım sanırım. Ayrıca kendime biraz nezaket diyor ve mr.brightside'a teşekkür ediyorum. Bir de sonradan kafanızda soru işaretleri kalmasın diye başlamadan belirtmek istedim; olay "en"lerin olayı biliyorum amma ve lâkin en seçemeyecek kadar kararsız bir tipim ben maalesef. Hep burcum yüzünden. Oğlağım da ben. (Süper öneri: EkşiSözlük'teki "oğlak burcu kadını" başlığını okuyup ne kadar mükemmel bayanlar olduğumuzu anlayabilirsiniz. Akabinde bir de uyarı: O başlık aslen "oğlak burcu bayanı" da olabilir, pek hatırlamıyorum.) Tabii konumuz Neşe'nin saçmalıkları değil. ("Neşe kim?" diyorsanız hâlâ öğrenemediniz mi ben oluyorum o diyor ve teessüf ediyorum. "Sus artık!" diyorsanız da mesajınız başarıyla yerine ulaşmıştır. Kalan bakiyenizi öğrenmek için... Tamam tamam.)
Başlıyorum o zaman ben. -Hele şükür dediğinizi duyar gibiyim.-
En iyi tasarıma sahip blogger: Larien Beyinütüleyen ve Pek güzel şeyler!
En güncel blogger: zaferzent.com
En meraklı blogger: Üf bunu cidden hiç bilmiyorum. Var mı aranızda gönüllü bir meraklı?
En çok gezen blogger: Yaşam Stil ve BeTwin Us.
En çok bilgilendiren blogger: Kediler ve Kitaplar.
En çok kendini anlatan blogger: Aslında sanırım çoğumuz bu kategoriye giriyoruz. Schrödinger'in Kedisi, Sevgilim Günlük, tanrım size bir salıncak, yine geç kaldım düşes bana kesin çok kızıcak, Mia ve göz açık rüya (Şu an bir sürü sayfa açık ve piyango sana vurdu Sercan, link veremiyorum. Bu karmaşada bulmak çok zor çünkü. Ama birazdan adın yine geçecek nasıl olsa.)
En çok eleştiren blogger: modafobik. En çok demeyelim de, yeri geldiğinde bayağı eleştiriyor.
En akıcı yazan blogger: Yunus Günçe. Bu adama kelimenin tam anlamıyla bayılıyorum, cidden.
Şimdi.
Mim bu kadardı ama ben birkaç kategori daha ekleyeceğim.
Yaratıcı blog başlıkları: muntazam klavye delikanlısı, Bu da mı gol değil?, Arda Kadavra!, Gider Sahiplerini Koruma ve Yaşatma Blogu, sun, music and a lemonade please (Gerçi Rory, sık sık blog başlığını ve temasını değiştirmeyi pek sever ama her birini sevdim şimdiye kadarkilerin.) Ayrıca bu kısma girebilecek daha çok blog vardı ama herkes blogunu kapamış. Kime tıkladıysam açılmıyor. Kapamayın efendim bloglarınızı, okuyan var! Allah allah yaa... (bkz: bencillik) (ayr. bkz: atarlılık) (daha daha çok bkz: yeni kavramlar)
Görselleri DESTANSI* olan blog (*Evet, siz Popmundo'cular bunu hemen hatırladınız.): kahve likörü, ekin ve mr.brightside. (Sizi artık 02984cüye yazıyorum link vermeyeyim. Ve hayır tabii ki, üşengeç değilim. Ne münasebet...) (Ahuahah ayrıca sıfırla başlayan sayı icat etmişim.) (Ayrıca bu kategoriye girebilecek daha bir ton insan var ama yoruldum. Bu mim için 2 saattir falan uğraşıyorum sanırım. Hayır, bir şeye de benzese...)
En sevdiğim bloglar: ekin, göz açık rüya, Batuhan Kaygı, Deniz Baran, hju anh na, mr. brightside.
Bir de Fanny'i severdim ama o da blogunu kapatmış, üzüldüm.
En başlık özürlü blogger: Birazdan başlık yazacağım da, yine kara kara düşünmeye başladım. O yüzden bu kategoriyi kendime adıyorum. Ve evet, başlığı yine alakasız bir şey seçerek kendimi kanıtlamış da oldum. (Zardanadam'dan başlık bu kez, her ne kadar geç keşfettiysem de güzel şarkı.)
Herneyse, benden bu kadar. Ve evet, bu yaşıma geldim hâlâ 'herneyse'yi birleşik yazıyorum. Bence bazen okunduğu gibi yazılmalı.
Aug 22, 2011
Bu defa farklı bir şeyler çizdim.
![]() |
| Resme tıklayıp bakarsanız beceriksizliğimi daha net görebilirsiniz. |
Çizdiğim ilk ve ikinci anime karakteri. Ve neden bilmiyorum ama hâlâ doğru düzgün bir resim kalemim yok, ösym'nin verdiği dandik sınav kalemleriyle idare ediyorum -ki onlarla da boyama işi tam bi' kabus, çok silik yazdıkları için defalarca üstünden geçsem de yeteri kadar koyulaşmıyor. O yüzden de bu resimleri bitirmeye -her zaman olduğu gibi yine- üşendim. Soldaki neyse de sağdakinin saçları da siyah bu arada ama paltosuyla o kadar uğraşınca kolunu bile tamamlamaya üşendim (bkz: havada asılı kalmış olmasının abesliği). Ayrıca günün birinde buraya tamamlanmış bir çalışmamı da koyabilecek miyim, bunu da cidden merak ediyorum. Kendime de bu kadar sitem ettikten sonra gidebilirim artık.
Ha bir de "Kim ulan şimdi bunlar?" diyenler için; soldaki Ciel Phantomhive, sağdaki ise Gilbert Nightray.
Son olarak, hazır konu animeyken şimdiye kadar dinlediğim en güzel anime müziğini de koyayım istedim. Gerçi daha önce de paylaşmış olabilirim bunu ama neyse.
Aug 21, 2011
resimdeki kim sizce?
Sıkıntıdan Ajda Pakkan'ın gençlik resimlerine bakıyor oluşumu bir derece anlayabilirim ama üstündeki o kocaman Ajda Pekkan yazısına rağmen arkadaşıma bu resmin linkini attıktan sonra "Bu kim sence?" diye sormuş olduğum gerçeğini bir türlü kabullenemiyorum. Sanırım beynim gezintiye çıkmış.
Aug 18, 2011
günaydın, ben uyandım.
Sonsuza kadar bugünü yaşamak istiyorum. Veya geçmişe de gidebiliriz ama n'olur yarın olmasın. Çünkü yarın tercih sonuçları açıklanacak ve ben büyük ihtimalle yaptığım hatalı seçimin pişmanlığını yaşıyor olacağım. Küçükken, ileride çok önemli biri olacağımı ve ölümümden sonra bile tüm dünya tarafından hatırlanacağımı düşünürdüm oysa ki.
böyle de bir şeyler.
böyle de bir şeyler.
Aug 16, 2011
Bazen saçmayız.
Aug 15, 2011
ne güzel siteler var.
Aug 11, 2011
-
Bir yıldan uzun süredir beklediğim cevap bugün bir mektup zarfının içinde bana ulaşıyor ve ben nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Keşke cevap hakkım olsaydı... Ne yazık ki sadece susmama izin vermiş.
işim yok.
"insanlar garip" dediğimde kimsenin üstüne alınmıyor oluşu ironik aslında. "insanlar salak" desem bile alınmayacaklar. hani hep başkaları vardır ya kötü olan. hah, onlar işte. hep onlar salak, garip ve bilimum diğer şey. bunları söylerken kendim bile üstüme alınmıyorum zaten. insanlar garip. ee n'olmuş?
doğru düzgün konuşabildiğim son insan da gitti. ondan geriye kalan sessizliği klavyemle bozuyorum ben de. saçmalamam da ondan hep, sıkılıyorum.
doğru düzgün konuşabildiğim son insan da gitti. ondan geriye kalan sessizliği klavyemle bozuyorum ben de. saçmalamam da ondan hep, sıkılıyorum.
klibi de izle, bence yani.
Subscribe to:
Posts (Atom)









