Showing posts with label mim. Show all posts
Showing posts with label mim. Show all posts

Mar 1, 2012

Neşe, uzun zaman sonra çifte mim yazarsa n'olur?


Bu sorularla ilgili aklıma gelen ilk şeyi yazmam istenmiş. Hadi bakalım diyerek başlıyorum...
Ne?
değil "Efendim?" denir.
Nerede?
Her zamanki yerde. Çantayı siyah takım elbiseli bi' adamdan alacaksın. Çok soru sorma, temiz bi' iş olsun, çantayı kap gel. Hadi aslanım göreyim seni.
Nasıl?
Neden bilmiyorum, şu an kafamda gözlerini kocaman pörtleterek "Nassıl?" diyerek suratıma bakan yaşlı bi' teyze canlandı. Hani sanki ben çook ilginç bir şeyler anlatmışım da o da ona şaşırıyormuş da bilmem de neymiş falan amaaaan...
Ne zaman?
Olabildiğince çabuk. Hatta mümkünse şimdi. Uyuyacağım da.
Kim?
Ben! Ben! Ben!


Buradan sonrası da klasik soru-cevap mantığı işte; zaten açıklamaya gerek olmamasının yanında, felaket de üşenmekteyim.
1-Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve soundtrackinde hangi şarkılar yer alırdı?
"Şuna ne dersiniz?", "Aooaooov bak bu isim de çok güzelmiş.", "Hii bu çok güzeeeeeeel! Ama o da güzel!!!", "Ayy bilemedim ki n'apsak? Neyse. Bi' çay koy da içelim." derken isim falan koyamazdık bence. Ha, filmin yapım aşamasında görev alacak elemanlar benden daha kararlı insanlarsa, belki bir ihtimal isim konabilirdi ama iş bana bakıyorsa zor yani. Amma ve lâkin, soundtrack albümünde şu iki şarkı kesin* olurdu:
*Benden beklenmeyecek bu kararlılık için The Mayan Factor ve Arctic Monkeys'e saygılar.

2-Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa, neyi ya da neleri değiştirirdiniz?
Şimdi açık konuşayım; hayvanları sevmem, fobim var, dokunamam vs. Ama yine de onlara işkence yapanları gördükçe asabım bozuluyor. Bu yüzden de "10 adımda nasıl sadist olunur?" tarzı kitaplar yazabilecek potansiyele sahip bu manyakları ortadan kaldırmayı can-ı gönülden isterdim açıkçası.

3-Sizi en çok etkileyen sinema sahnesi ya da sahneleri?
Vücudumdaki %70 oranındaki suyun hatrı sayılır bir miktarını benden alıp götüren filme adıyorum bu sorunun cevabını: Schindler's List. Zira "Bir insan bir filmde en fazla ne kadar ağlayabilir?" sorusuna verilebilecek en güzel yanıttım bunu izlerken. Hangi sahnesi olduğunu söylememe de gerek yok sanırım ama Oscar Schindler'in filmin sonundaki "Daha çok insan kurtarabilirdim." gibisinden sözler sarfettiği sahne diye de belirteyim, n'olur n'olmaz.

4-Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. Ne yaparsın?
"Hangi beyinsiz beni burada tek başıma bıraktı?" ile başlayan "Hay ben sizin..." ile devam eden ve sonunun nerelere varacağını söylememin pek hoş olmayacağı sözler sarfederek geçirirdim tüm günü herhalde. Ha ama bak, daha önceden gitmediğim bir şehirde tek kalsam işler değişirdi. Deniz kenarı olsun mümkünse.

5-Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?
Dizi dizi. Hummm... Şu an yayınlanan dizilerden izlediğim pek yok aslında -malum sınav yaklaştı- ama hazır yeni sezona daha zaman varken, Doctor Who'nun eski siyah beyaz bölümlerini izliyorum. Bir de Gülse Birsel manyaklığım tarafından esir alındığım için el mahkum Yalan Dünya'yı takip ediyorum.

Son olarak, RE-L124c41+'e mim için teşekkürlerimi ve öpücüklerimi gönderip bugünlük bu kadar diyorum.

Dec 23, 2011

Fazlasıyla gecikmiş bir şeyler ve birkaç çizim.

Yazmaya koca bir -hatta iki- özürle başlamalıyım sanırım. Zira çok geç kaldım bu mim ve ödül yazısını yazmak için ama yine de Aquamarine ve Mr.E'ye bolca teşekkürlerimi göndermeyi ihmal etmiyorum.

Ödülü Aquamarine göndermişti ama sanırım o post'u kaldırmış blogundan, göremedim.:/

Mr.E'den gelen mimin konusu ise yeni yıl için istediğim 12 şey. Oniki tane çıkar mı bilmiyorum ama başlayalım bakalım...
1. "Yarım saat sonra ders çalışacağım." deyip yarım saat sonra gerçekten de ders çalışmaya başlayabilmek. Evet, yeni yılda en çok istediğim şey bu yetiye sahip olmak sanırım.
2. Düzen. Özellikle uyku düzeni.
3. Sercan'ın üşengeçlikten bir türlü yollayamadığı mektubu göndermesi. (OHA! Göz Açık Rüya da, kepenkleri indirmiş. Neden herkes bloglarını terkediyor?! Ağız tadıyla sitem bile edemiyorum!)
4. Limonlu dondurma.
5. Vişneli dondurma.
6. D.Gray-man'in bütün ciltleri. (Bu arada yeni chapter'a da az kaldı. Umarım mangaka 15 sayfa civarı çizmemiştir yine. Bir ay boyunca bekleyip 15 sayfa ile karşılaşmak...çok.sinir.bozucu!)
7. Ehliyet. (Bugün, bu dünyadaki 17.yılımın son günü bu arada.)
8. Resim tableti.
9. 1 Nisan'da, birilerine şaka yapabilecek ruh haline sahip olmak. Malumunuz YGS var o gün, gülecek takatim bile kalmayabilir.
10. Her yıl bilet almama rağmen amorti bile alamadığım, Milli Piyango'nun bu sene bana çıkması.
11. Akabinde milyoner olmak.
12. Dünya barışı. (Eh, hep kendim için bir şeyler istemek olmazdı. Tamam. İsteyebileceğim tonla şey varken, isteyecek bir şey bulamadım da denebilir.)

Çizdiklerime gelirsek... İlk iki çizim, Portgas D. Ace, One Piece'ten. Diğer çizimdekiler de D.Gray-man'in mangasından Allen -chapter 210'dan-, Cross ve Mana -206'dandı sanırım bunlar da.-.



Bu arada, benden Vicious çizmemi isteyen biri vardı. Halâ varsa şayet ve okuyorsa burayı, bana güzel bi' resim atarsa çizebilirim. Ben düzgün bir şey bulamıyorum çünkü.
Bugünün şarkısı da bu olsun.

Aug 24, 2011

Hepsi hepsi hayat nasıl olsa.


mr. brightside mimlemiş. Mim güzel ama ben mimin biraz dışına çıkacağım sanırım. Ayrıca kendime biraz nezaket diyor ve mr.brightside'a teşekkür ediyorum. Bir de sonradan kafanızda soru işaretleri kalmasın diye başlamadan belirtmek istedim; olay "en"lerin olayı biliyorum amma ve lâkin en seçemeyecek kadar kararsız bir tipim ben maalesef. Hep burcum yüzünden. Oğlağım da ben. (Süper öneri: EkşiSözlük'teki "oğlak burcu kadını" başlığını okuyup ne kadar mükemmel bayanlar olduğumuzu anlayabilirsiniz. Akabinde bir de uyarı: O başlık aslen "oğlak burcu bayanı" da olabilir, pek hatırlamıyorum.) Tabii konumuz Neşe'nin saçmalıkları değil. ("Neşe kim?" diyorsanız hâlâ öğrenemediniz mi ben oluyorum o diyor ve teessüf ediyorum. "Sus artık!" diyorsanız da mesajınız başarıyla yerine ulaşmıştır. Kalan bakiyenizi öğrenmek için... Tamam tamam.)

Başlıyorum o zaman ben. -Hele şükür dediğinizi duyar gibiyim.-

En iyi tasarıma sahip blogger: Larien Beyinütüleyen ve Pek güzel şeyler!

En güncel blogger: zaferzent.com

En meraklı blogger: Üf bunu cidden hiç bilmiyorum. Var mı aranızda gönüllü bir meraklı?

En çok gezen blogger: Yaşam Stil ve BeTwin Us.

En çok bilgilendiren blogger: Kediler ve Kitaplar.


En çok kendini anlatan blogger: Aslında sanırım çoğumuz bu kategoriye giriyoruz. Schrödinger'in Kedisi, Sevgilim Günlük, tanrım size bir salıncak, yine geç kaldım düşes bana kesin çok kızıcak, Mia ve göz açık rüya (Şu an bir sürü sayfa açık ve piyango sana vurdu Sercan, link veremiyorum. Bu karmaşada bulmak çok zor çünkü. Ama birazdan adın yine geçecek nasıl olsa.)


En çok eleştiren blogger: modafobik. En çok demeyelim de, yeri geldiğinde bayağı eleştiriyor.

En güldüren blogger: Her ne kadar çok sık yazmasa ve her ne kadar her yazısı güldürmeyi amaçlamasa da Hoanes diyorum. ismini vermek istemeyen seyirci var bir de.



En akıcı yazan blogger: Yunus Günçe. Bu adama kelimenin tam anlamıyla bayılıyorum, cidden.

Şimdi.
Mim bu kadardı ama ben birkaç kategori daha ekleyeceğim.

Yaratıcı blog başlıkları: muntazam klavye delikanlısı, Bu da mı gol değil?, Arda Kadavra!, Gider Sahiplerini Koruma ve Yaşatma Blogu, sun, music and a lemonade please (Gerçi Rory, sık sık blog başlığını ve temasını değiştirmeyi pek sever ama her birini sevdim şimdiye kadarkilerin.) Ayrıca bu kısma girebilecek daha çok blog vardı ama herkes blogunu kapamış. Kime tıkladıysam açılmıyor. Kapamayın efendim bloglarınızı, okuyan var! Allah allah yaa... (bkz: bencillik) (ayr. bkz: atarlılık) (daha daha çok bkz: yeni kavramlar)


Görselleri DESTANSI* olan blog (*Evet, siz Popmundo'cular bunu hemen hatırladınız.): kahve likörü, ekin ve mr.brightside. (Sizi artık 02984cüye yazıyorum link vermeyeyim. Ve hayır tabii ki, üşengeç değilim. Ne münasebet...) (Ahuahah ayrıca sıfırla başlayan sayı icat etmişim.) (Ayrıca bu kategoriye girebilecek daha bir ton insan var ama yoruldum. Bu mim için 2 saattir falan uğraşıyorum sanırım. Hayır, bir şeye de benzese...)



Bir de Fanny'i severdim ama o da blogunu kapatmış, üzüldüm.

En başlık özürlü blogger: Birazdan başlık yazacağım da, yine kara kara düşünmeye başladım. O yüzden bu kategoriyi kendime adıyorum. Ve evet, başlığı yine alakasız bir şey seçerek kendimi kanıtlamış da oldum. (Zardanadam'dan başlık bu kez, her ne kadar geç keşfettiysem de güzel şarkı.) 

Herneyse, benden bu kadar. Ve evet, bu yaşıma geldim hâlâ 'herneyse'yi birleşik yazıyorum. Bence bazen okunduğu gibi yazılmalı.

Jul 8, 2011

Bir adet süper mim.

Abartmak gibi olmasın ama bence şu mim olayı çıktığından beri gelen en eli yüzü düzgün mimi yapacağım birazdan. Bunun için Sam'e çokça teşekkürler.


"Konu: Başucu kitaplarınız. En fazla beş tane olmak şartıyla, sizi anlatan, tekrar tekrar okuduğunuz, alıntılarını her yere yazdığınız, etkisinden hayatınız boyunca kurtulamayacağınızı düşündüğünüz beş kitabı listeleyin. Serileri tek kitap halinde yazabilirsiniz. Ne zaman okuduğunuzu, ilk okuduğunuzda neler hissettiğinizi, neden bu kadar etkilendiğinizi de uzun uzun anlatabilirseniz hoş olur tabii. Hani bu sayede hepimiz yeni kitaplar keşfederiz mesela. Mükemmel olur."

1) Kumral Ada~Mavi Tuna-Buket Uzuner:
En başından beri kendimi Ada'yla özdeşleştirdiğim bu kitap, okuduğum ilk ve son Buket Uzuner romanı. Tabii, ben Ada kadar şanslı doğmadım. Ne annem ve babam film yıldızıydı ne de köşklerde dadılarla büyüdüm ama ailenin -hatta neredeyse sülalenin- tek çocuğu olduğum için ben de onun kadar olmasa da el üstünde tutularak büyüdüm diyebilirim. Belki bu yüzdendir bilmiyorum, karakter özelliklerimiz de az çok benziyor. Hatta belki tek farkımız benim Aras'tan onun kadar etkilenmeyişim -hatta hiç etkilenmeyişim-. Bir de bu kitabı okurken insanın çıkıp Mabel sakızlarından arayası, Baylan'da kup griye yiyesi falan geliyor. (Düşünün, ben Baylan'a hiç gitmedim ama bilmediğim halde gidesim geldi okurken.) Karakterler o kadar gerçekçi ki. Hele Tuna... Yok böyle bir erkek dedirtecek cinsten.


2) Siyah Kan-Jean Christophe Grangé:
Bence bu kitaptan iyisini Grangé bile yazamaz -ki yazamadı da. Hele son kitabı Ölü Ruhlar Ormanı'yla keşke yazmasaymış dedirtti, sırf yarım kalmasın diye okudum bitirdim kitabı. Yine de Siyah Kan sayesinde hâlâ polisiye/gerilim romanları arasında baş tacımdır kendisi. Kitapta öyle bir katil profili çizmiş ki, gerçekte olsa hayran olunası biri. Yani en azından ben hayranı olabilecek kadar çok etkilenmiştim Reverdi'den. Son derece psikopat olsa bile. N'apalım canım, herkesin bir kusuru vardır sonuçta! Bir de işkence ve şiddet sahneleri çok iyi anlatılmış. Bu Grangé'da da var bir psikopatlık ya hadi hayırlısı. Yine de hemen her Grangé romanında olduğu gibi, sonu yine olmamış yine olmamış. (Hayallerimin katilini öldürdü adam, benden bu sonu beğenmemi bekleyemezsiniz!)


3) Gençlik Yılları-Tolstoy:
İlk okuduğum Tolstoy romanı. Ve bence bu yüzden bu kadar çok seviyorum. Bir de büyük ölçüde kendi hayatından yola çıkarak yazdığı bir kitap olduğu için sanırım... Benim düşündüklerimi adam yıllar öncesinden düşünmüş ve yazmıştı resmen. Düşüncelerinden bahsettiği kısımlarda her cümlesinin sonunda "oha! bunu ben de düşünmüştüm.", "yuh! bence de böyle!!!" gibi tepkiler veriyordum. Hatta -ne işe yarayacaksa artık- kalkıp aradaki yaş farkını bile hesaplamıştım ve maalesef arada 168 yaş vardı. (Eğer iki asır yaşıyor olsaydık kesin evlenirdik ama:p) Tabii, her kitapta bir şeye takan ben, bu kitapta da Tolstoy'un arkadaşına "Nikolay'ım" demesine takmıştım. Bir erkek başka bir erkeğin adının sonuna neden iyelik eki eklerdi? Hem de BİRİNCİ TEKİL ŞAHIS EKİ?! O dönemde Ruslar böyle miydi? Yoksa bu adam gay miydi? 


4) Bir Varmış Bir Yokmuş-Ayşe Kulin:
Tatilde sıkılmayayım diye araştırmadan, rastgele aldığım bu kitabın bir yüzünde gerçek olaylar, diğer yüzündeyse kurgu hikayeler var. Anlatılanların hepsi güzel ama beni bu kitapta etkileyen şey Ayşe Kulin'in Annabella adlı bir kadının yaşan öyküsünden bahsettiği yazısı. Annabella büyük başarılar kazanamamıştı belki ama hayatı boyunca yapmak istediği her şeyi yapmıştı. Ve yaşayış biçimiyle tam olarak benim olmak istediğim kadın modeliydi.
"Palavrayı bırak da içeri gir," dedi falcı, "sıçana dönmüşsün. Kurut kendini. Italyan'a benzemiyorsun. Macar çingenesi olmayasın." "Tam üstüne bastın," dedi Barones Annabella, "Macar olan dedem, çingene olan da ruhumdur."


5) Olasılıksız-Adam Fawer:
Aslında bu maddeye Gülse Birsel'in kitaplarından birini koymayı düşünmüştüm ama konuyu tekrar okuyunca Olasılıksız daha uygun göründü gözüme. Yine bir tatilde rastgele almıştım bu kitabı da. İlk 100 veya 200 sayfası korkunç derecede sıkıcıydı. Ben de o yüzden kitabı resmen yanımda sürüklüyordum, okuduğum falan yoktu yani. Sonra o dönemlerdeki erkek arkadaşım da Olasılıksız'ı okuyormuş tesadüfen -zaten bir ara herkesin elindeydi-, onunla konuşurken "ayy çok sıkıcı be hiç ilerlemiyor" demiştim o da "manyak mısın kızım harika kitap" diye başlayıp bayağı bir övünce, nedir yani şimdi bunun olayı? diye merak edip başına oturmuştum kitabın ve kitap o gece bitti. Tabii ben de bittim, çünkü kitabı bitirdiğimde sabah olmuştu. Son satırları okuduktan sonra ise daha kitabın kapağını bile kapayamadan ağzım açık, boş gözlerle karşıya baktım bir süre. Ama Adam Fawer'ın ikinci kitabından ilki kadar etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Empati'den geriye sadece Caine'in sonlara doğru kısa da olsa tekrar ortaya çıkışı, hoş bir ayrıntı olarak aklımda kaldı o kadar. Ha, Olasılıksız "vaav oha", Empati "tü kaka" mıydı derseniz, hayır derim. Ama kıyaslayacak olursak birinci belli.
-
Ayrıca mimle alakasız ama son bir şey eklemek istiyorum ki o da şu; 127 Hours adlı, 2010 yapımı, Danny Boyle filmini izlemediyseniz bir an önce izleyin derim. İzleyin ve -neredeyse- tek oyuncuyla film nasıl oluyormuş görün. (Gerçi James Franco'dan başka bir oyuncu oynasaymış aynı etkiyi yaratır mıydı tam kestiremiyorum ama olsun.) Bu arada film gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış. Genç bir dağcının kanyonda sıkışıp kalması ve ardından yalnız başına geçirdiği 127 saati anlatıyor. Şimdi böyle anlatınca aceleye geldi, etkileyici olmadı maalesef ama cidden güzel film yahu!

Jul 7, 2011

Başlık özürlü biri olarak yine yazacak bir şey bulamadım ben buraya.

Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir ay kadar zamandan sonra "sonunda" internet alemine dönebildim. Ve gelir gelmez mimleri aradan çıkartayım diyorum.
İlk mim Mr.E'den ve konusu da şu: 90'lardan hatırladığınız çok sevdiğiniz, çok güldüğünüz, bu kadarı da olmaz artık dediğiniz en önemlisi enteresan bulduğunuz bir kaç şarkıyı ya da bir şarkıyı bizimle paylaşır mısınız?
Şimdi itiraf etmek gerekirse, ortada şöyle bir durum var; ben 90'ları başından yakalayan şanslı insanlardanım evet ama nasıl yaşadım o dönemi, ben de bilmiyorum çünkü çok küçüktüm. O yüzden biraz yardımcı olması açısından Youtube'a başvurdum. -Aklın yolu bir.- Ama sonra bir baktım ki benim en sevdiğim Teoman şarkılarından biri de o döneme aitmiş. O zaman bu mimde yer alması gereken şarkı da kesinlikle bu diyorum ve paylaşıyorum.


Diğer mim de Göz Açık Rüya'dan. Konusu da buymuş; Evinizde yangın çıksa ve tek bir eşya kurtarmak zorunda kalsanız neyi kurtarırdınız?
Bu mimi okuyunca benim kafamda direk "Evim yandı, peki bundan sonra ne olacak?" sorusu belirdi. Her şeyim yanmış, nasıl yaşayacağım ben? Sokaklarda mı yatacağım? Ya kıyafet, ya makyaj? Karnım da acıktı zaten. Durum böyle olunca, "mücevher kutumu kurtarmak isterdim" diyesim geliyor ama halihazırda öyle bir kutum da yok. Tamam, "mücevher kutusuvari" bir şeyim var ama içindekileri satsam 500lira anca eder. Onunla da kendime yeni bir hayat kurmam takdir edersiniz ki pek mümkün değil. Bu yüzden maddiyatı bir kenara bırakıyorum ve benim için en kıymetli şeyi düşünmeye odaklıyorum kendimi. Ama o da ne? Benim için kıymetli bir çok şey var! Bilgisayarım, günlüklerim, telefonum, kıyafetlerim, eski fotoğrafların, geleceğe yazdığım mektupların ve arkadaşlarımdan gelen küçük hediye bibloların bulunduğu anı kutum vs vs... Kısacası; umarım evim yanmaz.


Bir de; tabi ki ikinize de bolca teşekkür ederim.

Jun 5, 2011

Mim# Çoğu zaman uygun başlık bulamayışıma gıcık oluyorum mesela.

Yine gecenin bir saatinde yazıyorum. Çünkü ben, yaradılışımın aksine gece yaşamayı seviyorum ve sevdiğim şekilde de yaşıyorum sanırım. Her neyse. Eva mimlemişti beni. Onu yazayım da aradan çıksın diyorum. Kendisine de teşekkürlerimi bir kez daha iletiyorum:*

  • Şu sıralar en gıcık olduğum şey, virüsler. Bilgisayarımı himayeleri altına aldılar ve Chrome'um da onlara uyup doğru düzgün çalışmıyor. Ve bu durum, zaten teknoloji özürlü biri olan benim için katlanılamaz derecede can sıkıcı.
  • Samimiyetsiz insanlara gıcık oluyorum sonra. 
  • Etrafımdaki insan kalabalığına rağmen yalnız hissedebilmeme gıcık oluyorum.
  • Teknolojinin insanları yalnızlaştırmasına ve duygusuzlaştırmasına gıcık oluyorum -aynı zamanda buna baya içerliyorum-.
  • Çok sevgili değişken ruh halime gıcık oluyorum. Saygılar ona da buradan...
  • Gündüzün geceden uzun oluşuna gıcık oluyorum. 
  • Misafire gelen kadının çocuğunu "Kızım ya bizim yaramaz yine yerinde durmuyo, al şuna bi iki oyun neyin aç bilgisayardan." diyerek bana kakalamasına gıcık oluyorum.
  • Ve yine aynı çocuğun "Ben bu oyunu beğenmedim. Şu neymiş? Oha! Ona bakalım!!! Hayır ya bu daha güzelmiş kiiii. Aaa Kayu mu o? Onu istiyom onu aç bana. BUNU SEVMEDİM Kİ BEN YA! Bu niye yanıp sönüyo? Ufff nasıl da yaptın onu? Başka oyun yok mu yaaaaaa?!" diye kafamın etini yemesine gıcık oluyorum. Akabinde de bir tane patlatasım geliyor ya neyse...
  • Aslında geçen bayramda da beni görmüş ve aynı yorumu yapmış olan yaşlı teyzenin, o bayram beni görmesi üzerine yine "Görmeyeli(!) pek güzel olmuş sizin kız da maşallah!" deyip bana yapmacık yapmacık sırıtmasına gıcık oluyorum.
  • Annemin odama lap diye girip "Bak sana ne anlatıcam..." diye başlayıp beş, on, yirmi dakika bilemedin yarım saat onun açısından çok ilginç olan ama bana pekte ilginç gelmeyen şeyler anlatışına gıcık oluyorum.
  • Sevdiğim veya sevmediğim, herhangi birinin beni öpmesine gıcık oluyorum.


    "Beş dakika sonra ders çalışıcam." deyip çalışmadığım zamanlarda kendime gıcık oluyorum.

    Çizgisiz kağıda bir türlü düz yazamayışıma da
    GICIK OLUYORUM esasen.
    Ve şu an kendimi somurtkan şirin gibi hissediyorum. Bir aksilik çöktü üzerime. Gidip fizikle aşk yaşayayım ben en iyisi.
Gitmeden son bir şey, bu aralar bu şarkıyı çok dinliyorum. Jools Holland'da dinlemiştim ilk. Çok hoşuma gitmemişti, dinledikçe alıştım. Şimdi de bağımlılık yaptı. Bir yerimde bir terslik var ama hadi hayırlısı!

Jun 2, 2011

Mim# Söz konusu şarkılar olunca çok aç gözlü oluyorum sanırım.

Rory'cim mimlemiş:*
"Güne başlamak istediğin şarkı nedir? Tek bir tane ama her gün çalsa bıkmayacağım dediğin şarkı?" konusu. Yalnız seçmek ne zormuş ya. Bard's Song ve Californication arasında baya gidip gelsem de sanırım bu:

May 27, 2011

Mim# Ben küçükken ... sanardım. Belki de hala öyle sanıyorumdur.

Mia, bana harika bir mim yollamış. Kendisine buradan bi' kez daha teşekkür edip öpücüklerimi yolluyorum ♥

Mim konusu: Ben küçükken ... sanıyordum.

Ben küçükken;
♥ Erkeklerin göğüslerinin görünmesinin de ayıp olduğunu sanıyordum. Kuzenim de benim sayemde öyle sanıyordu. Hatta bir keresinde haberlerde, bir yerde domates savaşı yapan erkekleri gösteriyorlardı. Adamların da haliyle üstünde bir şey yoktu. Ben ağzımı elimle kapayıp gülmeye başladım. -Aklımca annemlere güldüğümü çaktırmıyordum bu şekilde- Sonra kuzenim de adamları gösterip gülmeye başlayınca, işin aslı ortaya çıkmıştı. Sonra da yengem, neler öğretiyosun sen küçücük çocuğa diye beni bi güzel azarlamıştı.

♥ Herhangi bir hikayede geçen gözsüz, kulaksız, bacaksız vs. insanların gece gelip benim gözlerimi, kulaklarımı, bacaklarımı çalacaklarını düşünürdüm. Bu nedenle de yazın bile yorganı kafama kadar çekerek uyurdum. Arada sırada da yorganın altındaki hava tükenince kafamı çıkarır nefes alır, yine eski konumuma dönerdim. -Bu arada Xena'daki keçi bacaklı adamdan da bu yüzden çok korkardım.-

♥ İnsanların varlığının bana bağlı olduğunu zannederdim. Ben odadan çıktığımda herkes olduğu yerde donup kalıyor sanıyordum. Onları o halde yakalamak içinde odadan çıkacakmış gibi yapıp aniden kafamı geri çevirirdim. Tabi her şeyin normal seyrettiğini görünce de "tüh bu defa da geç kaldım, göremedim" diye üzülürdüm.

♥ Çileğin ağaçta yetiştiğini zannederdim. Böyle düşünmemde şirinlerin payı büyüktü. Onlar hep ağaçtan toplarlardı çileği. Ama meğerse çileklerin yetiştiği çalılar bile şirinlerden büyükmüş.

♥ Bacak bacak üstüne attığımda şeytanın gelip bacaklarımın ucuna oturup bana yapmamam gereken şeyleri yaptırttığına inanırdım. Bunu da anneannem söylemişti ama çok sonralar açıkladığına göre, bacak bacak üstüne atınca altta kalan bacağa kan gitmiyormuş, o yüzden öyle bir pembe yalan söyleme gereği duymuş.

♥ Yatağıma oturduğumda, yatağın altında yaşayan canavarlardan biri elini uzatıp bacağımı kapıverecekmiş gibi gelirdi.

♥ Sanırım çok fazla discovery channel izlememin ve ansiklopedi okumamın etkisinden olacak ki; kolumda, bacağımda, herhangi bir yerimde oluşan morluğu görünce kangren oldu sanardım. Paranoya yapar, kurar da kurardım. Hatta bu paranoya işini o kadar abartmıştım ki bir ayak bileğim diğerinden daha ince diye günlerce korku içinde yaşadım. Bacağımı kesecekler sanıyordum da.

Ayrıca şu an dışarıda o kadar güzel bir yağmur var kiiiii ♥


♥ Ha, bu arada. Cenazenin olduğu bir gün yağmur yağıyorsa, bulutlar ölen kişi için ağlıyor sanardım.

Travis - why does it always rain on me? (Bu havada iyi gider.)

uykucu kız ve bitter eğer yapmak isterseniz, mim ellerinizden öper kızlar. ♥ (Kalpleri de çok sevdim bu arada ahaha)

May 8, 2011

Ne olmuş bir sen gördüysen onu? Ömründe ilk gördüğün erkek o mu? #MİM.

Ancelik tarafından mimlenmişim. Kendisine öpücüklerimi gönderiyorum; çünkü bu defaki mimi gerçekten çok sevdim. Mimin konusu şu: "Her seferinde izlemekten zevk aldığınız, vazgeçemediğiniz Yeşilçam yapıtı hangisidir?" 

Aslında o kadar çok var ki... Turist Ömer ve Hababam Sınıfı Serileri, Ayşecik filmleri, Ah Nerede Vah Nerede, Feride, Yaban, Reisin Kızı, Sev Kardeşim, Aşkımla Oynama, Sezercik, Cemile, Devlerin Aşkı, Mazi kalbimde yaradır, Yeşil Vadi, Delisin... Daha sayamadığım bir sürü harika film. Ve birçoğuyla özdeşleşmiş, en az filmler kadar harika şarkıları... Çoğunu bıkmadan kimbilir kaç defa izlemişizdir...

Ayrıca şüphesiz bütün yeşilçam oyuncuları çok büyük birer sanatçı ama Necla Nazır'ın yeri ayrıdır bende. Çok beğenirdim kendisini gençliğinde. O yüzden favorim de onun filmlerinden biri; Ateşböceği.
Tarık Akan'la da çok güzel bi' ikililerdi bence.




Ha, bu arada Gülşen Bubikoğlu'yla Necla Nazır çok benzemiyorlar mı sizce de?
lal lal lal laa laaalaa delisin delisin delisin (8) :)

May 1, 2011

Sıfır Santigrat'a dair bir adet mim.

Mim için uykucukız ve deep'e bolca teşekkürler ♥.


Konu, blogumu açma hikayem olunca ben de girip bi profilime baktım ve şu tarihten beri bloggerdaymışım: Ağustos 2007. Zaman ne çabuk geçiyor ya neredeyse 4 koca sene olmuş bu blogu açalı (eski toprak sayılırım ben, ona göre=p).


Benim hikayem biraz garip sayılabilir aslında. 5,6 sene önce falan tesadüfen bir bloga ulaşmıştım, google görsellerde arama yaparken. O blog da çok hoşuma gitmişti. Hele de blog sahibi yaşıtım bir kız olunca beni iyice cezbetmişti. Sürekli gizli gizli okuyordum onu ama bir yerden sonra artık yorum yazma ihtiyacı hissetmeye başladım. Bu yüzden blogger'a kaydoldum ben de. Yazmak istiyordum ama ne yazabileceğim konusunda çok emin değildim. Liseye başladığım yıl artık bu blogu adam etmeye karar verdim. Ama yazdıklarım bugünkülerden çok farklıydı aslında -ki sonradan bir kısmını da sildim. O an ne hissediyorsam, aklımdan ne geçiyorsa yazıyordum sadece. Sonra birkaç kişi geldi tesadüfen bloguma ve ben de başka blogların varlığını keşfetmeye başladım. Aslında ben bu blog ile büyüdüm diyebilirim. Sonradan başka bloglar da açtım tabi ama bu blogun yeri ayrı sanırım. 
Benim hikayem de böyle işte:)


Bu defa da ben mimliyorum seni Dante:)

Apr 16, 2011

mim güzel değil, MIM olsun başlık.

Bodozlama dalıyorum bu defa yazıya. Konu işte tam olarak bu- ki hoşuma da gitti; şu an kendi ruh halinizi anlatan, bir ezginin melodisiyle ya da bir şiirin satırlarıyla ya da bir veciz sözle ya da bir resimle aktarınız. Seçim sizin, hangisini istiyorsanız. 

Mim için buradan bir de teşekkürlerimizi yollayalım Dante'ye:)


Gökçe'den duyup birkaç gündür takıldığım bir şarkı var ki ruh halime de oldukça uygun, o yüzden Moddi-Smoke diyorum şarkı olarak.


Ve bir de;


"İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
...
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
...
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım"

Turgut Uyar/ Göğe Bakma Durağı

Son olarak, mim sever mi bilmiyorum ama bu defa Matmazel'i mimliyorum ben de.

Feb 8, 2011

Sıradaki mimimiz Dante'den. Konusu; "Hangi çizgi film karakteri olmak isterdiniz?" 
Buradan da teşekkürlerimi iletiyorum kendisine.
Ve Deep tarafından da mimlenmişim, ona da çok teşekkür ediyorum:)
-
Küçükken, sırasıyla Sailor Moon, Kamikaze Kaitou Jeanne, Witch gibi çizgi filmlerden oldukça etkilenmişliğim vardır. Hatta sonrasında "Death Note'daki Raito gerçek olsaydı aşık olurdum." tarzı düşüncelerim bile oluşmuştur. Genelde hep liderleri kendimle eşleştirmişim, hep en ön plandakileri seçmişim kendime ama şu an sadece Fly Tales'deki o aptal sinek olmak istiyorum.
Bütün gün evin içinde uçup bilimum salaklık yapmak istiyorum.

Kavanozla şekeri ayırt edemiyor olmak hiç önemli değil. Kavanozu yalarken şeker tadı almak bile iyi bir şey.
Ayrıca çok tatlı değil mi ya? Yerim.

~

Ve mimi Hazal'a devredip gidiyorum:)

Dec 31, 2010

-

Yeni yıla birkaç dakika kalmışken bu mimi de aradan çıkarayım dedim.
Dante'ye teşekkürler ^-^


1.Yeni yila nasil ve kimlerle girmek istiyorsunuz?
Kraliçesi olduğum bir ülkede halka açık verdiğim bir davet ile. 


2.Yeni yildan beklentileriniz nelerdir?
Daha az hayalperest olmak.

3.Yeni yil sence ne demek?
Bir sonraki yıl başında eskimiş olacak bir sene daha.

4.Yeni yilda ne olursa cok mutlu olursun?
Şu sınav belasının sonucu iyi olursa.


5.Yeni yila dair mesajin nedir?
Postif olunnn!:)

Nov 22, 2010

mimim ben mim.

Şimdi şuna tıklayalım bakalım neymiş.

Evet, uzun zamandır o blog senin bu blog benim dolaşan mim sonunda bana da geldi. Size de gelmiştir muhtemelen bilirsiniz. Kitaplığın karşısına geçiyorsunuz, gözlerinizi kapatıp bir kitap alıyor ve 55.sayfadan bir paragraf seçip yazıyorsunuz. 
Tesadüfen seçtiğim bu kitabı, tartıştığımız bir günün ardından annem almıştı. Ve bir kişisel gelişim kitabı. Annem artık bana dayanamayıp bu yolla bir cevap vermek istedi herhalde. Herneyse işte kitap şu; Charles J. Sykes - Okulda Öğretilmeyen 50 Kural. Kitapta, maddeler halinde 50 kural var ve sonra da bunları teker teker örneklerle açıklamış yazar. 55.sayfadan bir paragraf seçip yazsam bir şey anlaşılmayacaktı, çünkü genelde belli bir olay anlatır birkaç sayfa boyunca. O yüzden ben de beğendiğim birkaç maddeyi seçip yazmaya karar verdim. 

-Babacığınız ne derse desin, siz bir prenses değilsiniz.
-Göbeğiniz o kadar da ilginç değil. Hayatınızı, onu inceleyerek geçirmeyin.
-Sürtük gibi görünmek, size yetki sağlamayacak.
-Alındınız mı? Ne olmuş, yani? Hayır, gerçekten. Ne olmuş?
-Pi, sizin ne düşündüğünüzü önemsemiyor.
-İneklere iyi davranın. Bir gün onlar için çalışmak zorunda kalabilirsiniz. Herkesin başına gelebilir.
-Kazananların, yaşam felsefeleri vardır. Eziklerin de öyle.
-Eğer kalçanız, kendi posta koduna sahipse, bunun sebebi McDonald's ın sizi tüm o Big Mac'leri yemeye zorlamış olması değildir. Eğer sigara içiyorsanız, bunun suçlusu Joe Camel da değildir.
-Ölümsüz değilsiniz.
-Siyah-beyaz filmlerde gördüğünüz insanlar, gerçek hayatta renkliydiler. Ve hayır, dünya dönmeye, siz doğduğunuzda başlamadı.
-Şu yaşadıklarınızı yaşayan ilk ve tek insan siz değilsiniz.
-Kusursuz değilsiniz, olmak zorunda da değilsiniz.
-Fırsatınız varken, keyfini çıkarın.
-Kendinize yaşamınızın öyküsünü anlatın. Bir amacınız olsun.
-Anne ve babanız, siz doğmadan önce, şimdi oldukları kadar sıkıcı değillerdi. Sizin faturalarınızı ödeyerek, sizi etrafta gezdirerek, eğitiminiz için para biriktirerek, odanızı temizleyerek ve sizin onlara ne kadar idealist olduğunuzu anlatmanızı dinleyerek böyle oldular.

Mimlediği için absolut'a teşekkürlerimi iletiyor ve mimi Serkan'a devrediyorum.

Jun 30, 2010

bi' mimlenme vakası...:)

tamam. mmhhh. ne yazmam gerektiğini bilmiyorum. :$


beni mimlediğin için sana bi sürü teşekkürlerimi yollamakla yetiniyorum o yüzden:)




1. Hangi işleri yarım bırakırsın ya da bıraktığın neler var?
Hınff.. Çoğu şeyi sanırım. Yani bişeye başlamak benim için büyük sorun, çünkü tam bi üşengecim. Ama basitçe söylemem gerekirse, başlarken hoşlanıcağımı sandığım ama hoşuma gitmeyen herşeyi yarım bırakırım.

2. Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Hayır.

3. En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
Yemek mm. Dokunan değil ama et ve tarçından nefret ederim. Yemek değil gerçi bunlar ama olsun.

4. Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Herkesin vardır heralde.. Ben hariç :b

5. Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Tam bir çizgi film manyağı olduğum için önüme gelen her çizgi filmi izlerdim. Ama taş devri manyağıydım ve sonra ilkokul yıllarımda ay savaşçıları vardı, onu da çok severdim.

6. Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
Ağustos 2007'de olmuşum. Vay anasını:) zaman çabuk geçiyo. Kimseden duymadım aslında. Ama Çağla'nın bloguna rastgele denk gelmiştim. Hoşuma gidiyodu. Sürekli takip ediyodum zaten ama kullanıcı adıyla yorum yazma fikri zamanla beni cezbetmiş olsa gerek:)

7. Çok paran oldu neler yaparsın?
Kendime bi ada satın alırım. İçine büyük kocaman barok tarzı mimariye sahip bi ev yaptırırım. Tavanı yüksek olanlardan... Sonra bi kütüphane, bi piyano. Al sana huzur.



Son olarak bu mimleme işini çok fazla şaapamadığım için kimseyi mimlemiyorum ^-^
Neşeli kalın.