Mar 17, 2012

Big in Japan

Önden orijinaller: 
Ve coverları:

Şahsen özellikle Guano Apes ve Ane Brun coverlarını ayrı bir seviyorum. Ama her ne kadar orijinalinin jenerasyonuna yetişememiş olsam da, aslolan yine Alphaville'in Big in Japan'i olarak kalacak sanırım bende.

Bu arada Dead Can Dance, 19Eylül'de Türkiye'ye geliyor ve şuradan da görülebileceği üzere bilet fiyatları 84TL'den başlıyor. Türkiye'ye son geliş tarihlerine bakacak olursak, bir daha gelmeyebilirler bile. Kesinlikle kaçırmak istemiyorum ama 160TL de öğrenci insan için biraz çok. -"Biraz"dan da çok olabilir.- Kötü bir yerden izlemek ise istediğim son şey. Kaç gündür yastayım. Para biriktirmeye mi başlasam acaba...
DCD.

Mar 15, 2012

içimde biri "well" kelimesine takmış durumda.

Çıplaklık, neden bu kadar "ayıp"? Bunu bugüne kadar pek sorgulamadım ama şimdi farkettim ki, bana empoze edilmeye çalışıldığı gibi düşünmüyormuşum. Hayır yani ne olmuş bilmemkimin göğüslerini gördüysek? Çok mu şaşırtıcı? Çok mu yeni? Çok mu değişik? Çok NE?!

Bilgisayarımda nereden geldiklerine dair tek bir fikrimin bile olmadığı şarkılar var. Kim yolladı bana bunları?
Bok gibiler.

Neyse, sakinim.

Mar 10, 2012

Buraya da bir şeyler yazmam gerekiyor ya, işte canımı en çok sıkan şey o.

Bilgisayarımın içi o kadar karışık ki; bazen canım, müzik arşivimde olduğunu bildiğim bir şarkıyı dinlemek istediğinde bulamayıp yeniden indiriyorum.
Bir de
annemin benim için seneler önce örmeye başladığı kazağı yeni bitirdiği gerçeği var. Ve o kazak, tahmin edersiniz ki seneler-önceki-ben'e göre olan bi' kazak.

Dünden beri de nedense Simon and Garfunkel sevgim tavan yapmış durumda.
Asla konserlerine gidemeyeceğim için ciddi anlamda üzüldüğüm tek ikili. 
Çok yanlış zamanda yaşıyorum,
çok.
ve sizi 100 şarkılık Simon and Garfunkel playlisti ile başbaşa bırakıp gidiyorum.

-Yılların alışkanlığı olarak yazımı düzenledim ve yine geldim.-
Şimdi son derece akıllı bi' insan olan ben, vaktiyle Youtube'dan adım soyadımla bir hesap açmışım. O gün bugündür de onu kullanıyorum. Yazın çok sıkıldığım bir ara, Murat Kekilli'nin videolarında eğlenmişim kendimce; yok işte "ASIGIM SANA, EVLEN BENLE" falan yazmışım. Sonra bi' gün Youtube'da bi' inbox'ım olduğunu ve halihazırda okunmamış bir de mesajım olduğunu farkettim. "Alla alla bu neymiş ki?" diyerek mesajı okumamla birlikte, gözümün önünde Murat Kekilli flashbackleri uçuşmaya başladı. Zira mesajda "HIC MURAT BEYI CANLI IZLEDINIZ MI? ONUNLA TANISTINIZ MI?" gibisinden bir şeyler yazıyordu. Sonra tabii Youtube hesabımla vedalaştık. 
Buraya kadar çok problem yokmuş gibi görünüyor ama asıl sorun, Facebook'a adım soyadımı yazınca sadece 2 profil çıkıyor olması. Neyse artık, n'apalım. Hiç yoktan Murat Kekilli hayranlığını üzerine yıkabileceğim bir adaşım var.

Bu da yaşlandığımın kanıtı:

Mar 4, 2012

Üzüleceksin biliyorum fakat gizlemenin anlamı yok; Bakkal Osman, Samsun'dan taşındı.

http://vimeo.com/37318305

Gerizekalının teki olduklarını bile bile sevmeye devam ettiğim insanlar var. Tabii bir de -buraya ait olamayacak kadar- iyi olan ve bi' türlü sevemediklerim...

"Tartışmaya açık bıraktım çayın altını. 
Hangi rafa koymuştum servis takımını? 
Bilemedim. 
Denize kıyısı olmayan insanları hiç sevemedim."

Mar 1, 2012

Neşe, uzun zaman sonra çifte mim yazarsa n'olur?


Bu sorularla ilgili aklıma gelen ilk şeyi yazmam istenmiş. Hadi bakalım diyerek başlıyorum...
Ne?
değil "Efendim?" denir.
Nerede?
Her zamanki yerde. Çantayı siyah takım elbiseli bi' adamdan alacaksın. Çok soru sorma, temiz bi' iş olsun, çantayı kap gel. Hadi aslanım göreyim seni.
Nasıl?
Neden bilmiyorum, şu an kafamda gözlerini kocaman pörtleterek "Nassıl?" diyerek suratıma bakan yaşlı bi' teyze canlandı. Hani sanki ben çook ilginç bir şeyler anlatmışım da o da ona şaşırıyormuş da bilmem de neymiş falan amaaaan...
Ne zaman?
Olabildiğince çabuk. Hatta mümkünse şimdi. Uyuyacağım da.
Kim?
Ben! Ben! Ben!


Buradan sonrası da klasik soru-cevap mantığı işte; zaten açıklamaya gerek olmamasının yanında, felaket de üşenmekteyim.
1-Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve soundtrackinde hangi şarkılar yer alırdı?
"Şuna ne dersiniz?", "Aooaooov bak bu isim de çok güzelmiş.", "Hii bu çok güzeeeeeeel! Ama o da güzel!!!", "Ayy bilemedim ki n'apsak? Neyse. Bi' çay koy da içelim." derken isim falan koyamazdık bence. Ha, filmin yapım aşamasında görev alacak elemanlar benden daha kararlı insanlarsa, belki bir ihtimal isim konabilirdi ama iş bana bakıyorsa zor yani. Amma ve lâkin, soundtrack albümünde şu iki şarkı kesin* olurdu:
*Benden beklenmeyecek bu kararlılık için The Mayan Factor ve Arctic Monkeys'e saygılar.

2-Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa, neyi ya da neleri değiştirirdiniz?
Şimdi açık konuşayım; hayvanları sevmem, fobim var, dokunamam vs. Ama yine de onlara işkence yapanları gördükçe asabım bozuluyor. Bu yüzden de "10 adımda nasıl sadist olunur?" tarzı kitaplar yazabilecek potansiyele sahip bu manyakları ortadan kaldırmayı can-ı gönülden isterdim açıkçası.

3-Sizi en çok etkileyen sinema sahnesi ya da sahneleri?
Vücudumdaki %70 oranındaki suyun hatrı sayılır bir miktarını benden alıp götüren filme adıyorum bu sorunun cevabını: Schindler's List. Zira "Bir insan bir filmde en fazla ne kadar ağlayabilir?" sorusuna verilebilecek en güzel yanıttım bunu izlerken. Hangi sahnesi olduğunu söylememe de gerek yok sanırım ama Oscar Schindler'in filmin sonundaki "Daha çok insan kurtarabilirdim." gibisinden sözler sarfettiği sahne diye de belirteyim, n'olur n'olmaz.

4-Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilmiş, senden başka hiç kimse yok. Ne yaparsın?
"Hangi beyinsiz beni burada tek başıma bıraktı?" ile başlayan "Hay ben sizin..." ile devam eden ve sonunun nerelere varacağını söylememin pek hoş olmayacağı sözler sarfederek geçirirdim tüm günü herhalde. Ha ama bak, daha önceden gitmediğim bir şehirde tek kalsam işler değişirdi. Deniz kenarı olsun mümkünse.

5-Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler?
Dizi dizi. Hummm... Şu an yayınlanan dizilerden izlediğim pek yok aslında -malum sınav yaklaştı- ama hazır yeni sezona daha zaman varken, Doctor Who'nun eski siyah beyaz bölümlerini izliyorum. Bir de Gülse Birsel manyaklığım tarafından esir alındığım için el mahkum Yalan Dünya'yı takip ediyorum.

Son olarak, RE-L124c41+'e mim için teşekkürlerimi ve öpücüklerimi gönderip bugünlük bu kadar diyorum.

Feb 26, 2012

Şarkılı, resimli ve saçmalıklı post.

Biliyorum sabahın köründe yapılacak en mantıklı şey değil ama şu an bunu yazmam gerekiyordu... İnsanları umursuyorum! Hepsini değil tabii ama bi' kısmını çok fazla umursuyorum. Şimdiye kadar bunun böyle olmadığını sanırdım ama görüyorum ki hataymış. Ve hatta ortada hiçbir neden yokken bile, onları kaybetmekten korkuyorum. Yine de bunun olmaması için herhangi bir şey de yapmıyorum. Sanırım sadece umursuyor olmanın yetebileceğini düşünüyor kendim, benden habersiz. Of bazen insanın kendini anlaması bile zor iş.

Bu arada, 1000 parçalık puzzle alan kendimi, ensemden tutup pencereden aşağı sallandırasım geliyor. Kutuda kolay duruyordu, çıkarınca zorlaştı meret. Kaç saat uğraştım yarısını bırak -hatta çeyreğini bile bırak-, 10da biri bitmedi! Hiç bana göre bir iş değilmiş. Anladım. Şükür. Yine de bitince şahane olacak. Bitirebilirsem tabii... Tanrım! Neden puzzle denen şeyi yarattın?! Sanırım ağlayacağım. Çok acı çekiyorum. Kahhrrrr...
Bir de şöyle bir şeyler çizdim;
İlk defa keçeli kalemle resim yapmayı denedim
ve sanırım bir daha da denemeyeceğim.
3 buçuk saat falan uğraştım ve ortaya çıkan yalnızca bu!

Feb 22, 2012

Şöyle bir grup
ve
şöyle de bir şarkıları
var.
Aşık olmamak için ise tek bi' sebebim bile yok. Sonuna kadar dinleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Feb 17, 2012

Benim için de ders çalışmak böyle bir şey olsa gerek.

Lise mezunu muyum yoksa kreş çocuğu mu, belli değil.
Sanırım.
Çıkarılan ders: Ojeli tırnaklarla uhu kullanman gerekirse, ölüm kalım meselesi* bile olsa boşver gitsin. Aksi halde sonuç berbat oluyor.

*abartmanın da böylesi.

Feb 7, 2012

Agnes Obel.
Bu kadına hayran olunmaz da kime olunur, cidden bilmiyorum... Mesela şöyle örnek vereyim. Albümlerinden birini indirip hemen daha çok daha çok dinlemek için de sizi şöyle alayım. Şu an diğer albümü için link aramaya üşeniyorum ama onu da bulup dinleyin mutlaka.

Feb 3, 2012

All about him.


Son zamanlarda en çok güldüğüm şey, şu yukarıdaki resimde gördüğünüz "hakkında" yazısı oldu.
1, 2 ve 3 diye numaralandırdıklarım da ben spoiler butonlarını açtıkça ortaya çıkanlar.

Jan 28, 2012

Bi' şeyler bi' şeyler.


Favori sayfalarımdan biri.
Resme tıklayınca ne olacağını biliyorsunuz.
Ve bir de.

Jan 19, 2012

Yine konu bütünsüzlüğü yaşıyorum.

Doctor Hoo.
Siz Doctor Who sevenler espriyi hemen kaptınız, biliyorum.

Bu günlerdeki en büyük sorunum, televizyonumuzun kendiliğinden kapanmaması. Şöyle ki, normalde uydu yayınını kapattıktan sonra karlı bir ekran çıkıyordu ve bizim çok akıllı televizyonumuz "Herhalde bunlar televizyonu açık unuttu gitti. Yazık, elektrik yazmasın. Ben iyisi mi kendi kendime bi' kapanıvereyim." diyerek 2,3 dakika içerisinde kendi kendine kapanıyordu. Ama televizyonumuzdan daha da akıllı olan babam, nasıl becerdiyse o güzelim karlı ekranı yokedip yerine belediye yayını koymuş. Artık uydu yayınını kapatsan da televizyon kapanmıyor; ya kalkıp düğmesinden kapatacaksın ya da sonsuza kadar TV izleyeceksin! Burada sorulması gereken çok önemli bir soru var: Peki neden uzaktan kumandayı kullanmıyorum? İşin aslı, onu ben de bilmiyorum ama uzaktan kumanda genelde bulunduğum yere televizyondan daha da uzak olduğu için olabilir. -Böylece buradan da yetkililere "uzaktan kumanda getirici" yapmaları konusunda seslenmiş olalım. Belki sesimizi duyup televizyonunu kapatamayan bir garibi daha sevindirmek isteyen olur falan filan.-

Şimdi. Şu son derece saçma televizyon muhabbetini bir kenara bırakırsak... Şu günlerde muzdarip olduğum çok önemli bir konu var ki o da; Google Chrome'un önüne gelen her kelimenin altını kırmızı tırtıklı çizgi ile çizip beni "Yanlış mı yazdım acaba?" diye ikilemde bırakması. Hayır, kelimenin altını çizmekle kalmıyor, sağ tıkladığımda da abuk subuk kelimeler öneriyor. (Mesela muzdarip için önerdiklerine bakalım hemen: Omuzdaki, triomuzda, baromuzda, ciromuzda.) Sırf bu yüzden TDK'nın sitesine en çok tıklayan kişi seçilebilirim.

Öheh neyse, benim asıl yazmak istediğim konu bu da değildi esasen. Muzdaribin altını çizince bir an için celallendim. Neyse artık onu da başka zaman yazarım. (Magazin programlarındaki az sonra olayına döndü bu da ama neyse.)

Bir de giderayak hâlâ duymamış olanlar için şükela bi' grubu tanıtayım; The Mars Volta. (Daha doğrusu tıklayın, vikipedi tanıtacak.)
Birkaç şarkı ile de örnek vermek gerekirse;

Bol bol reklam ve sitem içeren bir yazı okudunuz. İyi günler dilerim.

Jan 13, 2012

Bir bu eksikti; şimdi tamamız.

Şu haberi görmeyen kaldı mı bilmiyorum ama bir "YUH" da benden. "Sağlık sigortan yoksa gelir testi yaptıracaksın, ona göre prim ödemek zorundasın. Ha, gelir testi yaptırmıyor musun? O zaman da aylık gelirin asgari ücretin iki katı sayılacak ve 213TL ödeyeceksin." diyen devlet, -bu cümleyi kullanmayı da pek sevmem ama- neyin kafasını yaşıyorsun cidden? Zaten insanlar keyfinden yaptırmıyordu sağlık sigortasını, değil mi ya?!

Jan 3, 2012

Size şarkı upload'ladım...

...zira Youtube türevi hiçbir siteden link bulamadım. Buyrun buradan indirin; http://www.megaupload.com/?d=H4Y6JDD1

Jan 2, 2012

Tolstoy; İtiraflarım.

"On altı yaşından itibaren dua etmeyi, kiliseye gitmeyi ve kendi irademle oruç tutmayı bıraktım. Bana çocukluğumda öğretilen şeylere inanmıyordum, ama inandığım bir şeyler vardı. Neye inandığımı ise hiç anlatamıyordum. Bir Tanrı'ya inanıyordum. Ya da daha doğrusu Tanrı'yı inkar etmiyordum. Ama nasıl bir Tanrı'ya inandığımı tanımlayamıyordum. Geçmişe dönüp baktığımda şimdi şunu açıkça görebiliyorum ki, benim itikatim -tek gerçek itikatim- hayvani içgüdülerimin dışında hayatıma yön veren o itici güç, kendimi mükemmelleştirme­ye olan inancımdı. Ama bu mükemmelleştirmenin içeriği ve amacı neydi, anlatamıyorum. Kendimi zihnen geliştirmeye çalışıyordum, araştırabileceğim her şeyi araştırıp öğreniyordum, hayatın yolu­ma çıkardığı her şeyi. Irademi mükemmel hale getirmeye çalıştım; kendi kendime kurallar koyuyor, sonra bu kurallara uymaya çalışıyordum. Kendimi fiziken geliştiriyordum, her türden egzersizle gücümü ve çevikliğimi artırdım. Kendimi her şekilde yoksun bırakarak dayanıklı ve sabırlı olmaya alıştırdım. Bunların hepsini mükemmel insan olma yolunda yapılması gerekli şeyler olarak görüyordum. İlk başta ahlaki açıdan mükemmelliğe ulaşmak fıkri vardı tabii ki. Ama bu kısa süre sonra yerini her alanda mükemmelliğe ulaşma, sadece kendi gözümde ya da Tanrının gözünde değil, başka insanların gözünde de daha iyi bir yerde olma isteğine bıraktı. Bu çaba da çok geçmeden başkalarından daha güçlü olma arzusuna dönüştü; başkalarından daha ünlü, daha önemli ve daha varlıklı olma arzusuna."

Dec 31, 2011

Hakkımda 7 gerçek.

1. 21. yüzyıldayız ama hâlâ batıl inançlarım var.
2. Aynı zamanda uykum var.
3. Biraz bencilim.
4. Bazen yalan söylerim.
5. Çok bencilim.
6. Bazen dürüstüm.
7. Barkın'ı özledim.

Dec 26, 2011

Melloriiiine melloriiine.


İyi ki doğdun Neşeeeeeeee!
Google kankam doğum günüm için bana özel logo tasarlamış, ben de "Teşekkür ederim." yazıp Google'da aradım. Reşit Neşe esprisi de hiç çekilmiyor, farkındayım.

Dec 25, 2011

-Who Are You? +I'm the Doctor. -Doctor who?

Uzun zamandır beklediğim şey sonunda oldu. Doctor Who'nun ilk 26 sezonu çevrilmeye başlanmış! Şimdilik ilk sezonun 26 bölümü çevrilmiş ama devam edeceklerini umuyorum. Vakt-i zamanında bu bölümleri çok arayıp sadece bir iki tanesini bulabilmiştim. Altyazısız da olsa ilk bölümü izlemiş ve bayağı eğlenmiştim açıkçası. Doğal olarak, insanlar kamera karşısında şimdiki kadar rahat değillermiş o dönem ama yine de izlettiriyor kendini bu dizi.

Dec 23, 2011

Fazlasıyla gecikmiş bir şeyler ve birkaç çizim.

Yazmaya koca bir -hatta iki- özürle başlamalıyım sanırım. Zira çok geç kaldım bu mim ve ödül yazısını yazmak için ama yine de Aquamarine ve Mr.E'ye bolca teşekkürlerimi göndermeyi ihmal etmiyorum.

Ödülü Aquamarine göndermişti ama sanırım o post'u kaldırmış blogundan, göremedim.:/

Mr.E'den gelen mimin konusu ise yeni yıl için istediğim 12 şey. Oniki tane çıkar mı bilmiyorum ama başlayalım bakalım...
1. "Yarım saat sonra ders çalışacağım." deyip yarım saat sonra gerçekten de ders çalışmaya başlayabilmek. Evet, yeni yılda en çok istediğim şey bu yetiye sahip olmak sanırım.
2. Düzen. Özellikle uyku düzeni.
3. Sercan'ın üşengeçlikten bir türlü yollayamadığı mektubu göndermesi. (OHA! Göz Açık Rüya da, kepenkleri indirmiş. Neden herkes bloglarını terkediyor?! Ağız tadıyla sitem bile edemiyorum!)
4. Limonlu dondurma.
5. Vişneli dondurma.
6. D.Gray-man'in bütün ciltleri. (Bu arada yeni chapter'a da az kaldı. Umarım mangaka 15 sayfa civarı çizmemiştir yine. Bir ay boyunca bekleyip 15 sayfa ile karşılaşmak...çok.sinir.bozucu!)
7. Ehliyet. (Bugün, bu dünyadaki 17.yılımın son günü bu arada.)
8. Resim tableti.
9. 1 Nisan'da, birilerine şaka yapabilecek ruh haline sahip olmak. Malumunuz YGS var o gün, gülecek takatim bile kalmayabilir.
10. Her yıl bilet almama rağmen amorti bile alamadığım, Milli Piyango'nun bu sene bana çıkması.
11. Akabinde milyoner olmak.
12. Dünya barışı. (Eh, hep kendim için bir şeyler istemek olmazdı. Tamam. İsteyebileceğim tonla şey varken, isteyecek bir şey bulamadım da denebilir.)

Çizdiklerime gelirsek... İlk iki çizim, Portgas D. Ace, One Piece'ten. Diğer çizimdekiler de D.Gray-man'in mangasından Allen -chapter 210'dan-, Cross ve Mana -206'dandı sanırım bunlar da.-.



Bu arada, benden Vicious çizmemi isteyen biri vardı. Halâ varsa şayet ve okuyorsa burayı, bana güzel bi' resim atarsa çizebilirim. Ben düzgün bir şey bulamıyorum çünkü.
Bugünün şarkısı da bu olsun.

Dec 3, 2011

Buraya birkaç şarkı bırakıyorum...

...çünkü bu aralar yazacak pek bir şey yok, daha çok dinliyorum.
Son şarkının Radiohead versiyonunu daha çok sevsem de güzel cover olmuş. Her neyse, ben bu listeyi daha karmaşık hale getirmeden burada keseyim en iyisi.

Bir de şöyle bir şey çizmiştim yine bir sıkıntı anında;