Nov 29, 2019
sonsuz varyasyonlar evreni
birçoklarınızın korkarak attığı adımlar bana küçük ve basit geliyor ama bu durumu değerli de buluyorum. sadece artık ilgimi çekmiyor.
Nov 13, 2019
sana büyü diyorlar neşe
iki kişinin birbirini sevmesinin ilişkileri sürdürmeye yetmiyor oluşu, beni artık eskisinden de çok üzüyor. işin matematiği hep çok kolay görünüyor oysa. içine girince öyle olmuyor, ne yazık. kendimi unufak etmek adına atıyorum her adımımı sanki. doğru sandığım hiçbir karar beni daha mutlu etmiyor.
sabaha kadar sadece piyano çalmak istiyorum.
13 Kasım 2129 sabahına kadar.
ben artık büyüyüm.
Oct 24, 2019
Oct 8, 2019
Oct 1, 2019
cem
epey gecikmiş birine yazıcam şimdi, birbirimize geç kalışlarımızla ironik bir paralellik içerisinde.
zaman gerçekten çok garip bir olgu. hep bir bildiği varmışçasına akıp gidiyor. (başına bi' şey geliyo, üzülüyosun. sonra biraz zaman geçiyor, diyosun iyi ki üzülmüşüm. eğer üzülmeseydim şu an mutluluk duyacağım bu olay başıma gelmeyecekti ya da gelseydi bile, bir önceki üzüntüyü yaşamamış olsam bu olayın mutluluğunu şu anki gibi yaşayamayacaktım) vice versa.
ama zamanla ilgili kendimce kurguladığım ve her defasında çalışan bu inanışımı uyarlayamadığım tek bir ilişki var hayatımda. tek bi' kişi. hayatımın neresinde girdi, neresinde çıktı, hangi kısmında vardı, tanımlar neydi, her şeyin ama her şeyin hep çok belirsiz ve karmaşık olduğu yıllar süren bi' ilişki. beni çok fazla meşgul eden, içsel dünyamda anlamak için çok enerji harcadığım, kaybetmemek için anlamsız bir şekilde ısrarcı olduğum bi' ilişki. asıl ironik olansa yıllar içerisinde ben kendi içimde bu ilişkiye mesai harcarken, kafa yorarken; gelinen son noktada hayatıma dokunamadığını düşünmüş olması.
artık kendimi eskisi kadar suçlamıyorum. içimden ne geliyosa o oldum çünkü hep. çıkarsız, dümdüz. karşımdakinin hareketimden doğru anlamı çıkarıp çıkaramayacağı hiçbir zaman beni o eylemi gerçekleştirmekten alıkoymadı. hangi çocuk olsa böyle davranırdı zaten... ama kimseyi incitme niyetimin olmaması, kimseyi incitmemeye yetmiyormuş. ben üzülürken de biraz çocukça üzülüyorum galiba. n'apiyim, sen uykuya dalarken dinlemeyi en sevdiğim masalı lanetledin. seni de suçlamıyorum bunun için ama kimsenin suçunun olmaması da birilerinin cezalandırılmayacağı anlamına gelmiyor işte.
?neydi bir arada tutan şey ikimizi
Sep 14, 2019
karar verdim...
...bugün artık korkmuyorum.
hayatım boyunca hep büyük korkular taşıdım. küçük bir çocukken günlüğümün ilk sayfalarında daha yazmaya başladığım büyük korkular... pek hatırlamıyorum ama, sanki dünyaya gözlerimi de korkarak açmış gibiydim. ihtimaller beni hep korkuttu. işler kötüye gidiyorken, daha kötü şeyler yaşamaktan; başıma iyi bir şey geldiğinde ise yarattığı mutluluğu uzun süre muhafaza edemeyeceğimi bilmekten korktum belki de. ama tüm bunlara karşılık hep bir savaşçı olarak gördüm kendimi. insanlar buna inanmamı istiyorlardı çünkü ve ben büyümemeye and içmiş bi' çocuk olarak, insanlara inandım. bilirsiniz, çocukları kandırmak kolaydır. büyük bir savaşçı olacağımı, her olumsuzluğun üzerinden tek başıma gelebileceğimi hayal ettim durdum. ama bu benim gerçekliğim olamadı. aksine hep vazgeçtim. hep vazgeçtim, çünkü eğer savaşçıysam uğruna savaşacak bir şeyler bulmam lazımdı. kendime, kendi başıma her şeyin üstesinden gelebileceğimi ispatlamak için sanki, başıma iş açtım durdum.
ama işte bugün, korkmuyorum artık.
ben bir savaşçı değilim ama savaşım yeni başlıyor. şimdiye kadar inanmayı atladığım tek insana, kendime, şerefe!
Aug 13, 2019
Jul 24, 2019
michelle gurevich
ben giderim her şeyi ardımda bırakıp
ama valizime tıkamıyorum yaşanmışlıkları
hepinizi burada bıraksam,
siz beni takip edersiniz zaten.
tamamen başka bir hayat yaşayan birinin
bestelediği o şarkının ezgisiyle
sizi yok sayamam
ama beni var eden de siz değilsiniz işte.
diyorum bazen,
eğilsem bükülsem,
tam orta yerimden.
bir hava yolu firmasının
ihmalkârlığı sonucu tekeri kırılmış valiz gibi,
ben miyim tüm herkesin yükünü taşıyan?
david lynch geçiyor penceremden
yansımasını görüyorum,
sadece,
ben binmiyorum araçlarınıza.
ama valizime tıkamıyorum yaşanmışlıkları
hepinizi burada bıraksam,
siz beni takip edersiniz zaten.
tamamen başka bir hayat yaşayan birinin
bestelediği o şarkının ezgisiyle
sizi yok sayamam
ama beni var eden de siz değilsiniz işte.
diyorum bazen,
eğilsem bükülsem,
tam orta yerimden.
bir hava yolu firmasının
ihmalkârlığı sonucu tekeri kırılmış valiz gibi,
ben miyim tüm herkesin yükünü taşıyan?
david lynch geçiyor penceremden
yansımasını görüyorum,
sadece,
ben binmiyorum araçlarınıza.
Jul 20, 2019
limit artı sonsuza gidiyorken neşe hep eksinin peşinde fonksiyonu
dünyanın ortasına oturdum.
dünya içime oturdu.
sakınmak, gizlemek neye yarıyor?
acı çektikçe, acı çekmekten korkmamaya başlamıyor insan.
acı, bizim bağışıklık kazanamadığımız tek şey.
çünkü bu işin sonsuz varyasyonu var.
dünya içime oturdu.
sakınmak, gizlemek neye yarıyor?
acı çektikçe, acı çekmekten korkmamaya başlamıyor insan.
acı, bizim bağışıklık kazanamadığımız tek şey.
çünkü bu işin sonsuz varyasyonu var.
Jul 19, 2019
ben şanslı biriyim.
herkesin gizem gibi bir arkadaşı olmalı. gizem gibi bi' arkadaşı olmayanlar ne yapıyorlar, merak ediyorum.
Jul 9, 2019
nezahat teyze ve kocası
yatağımda bacaklarımı uzatmış oturur vaziyette kitap okurken aklıma hep çocukluk zamanımdan kalma bir diyalog geliyor. öğrenme konusunda çok hevesli olduğum zamanlar. annemin bir arkadaşının eşi, ama yaşı biraz geçkin, dedem olacak yaştaydı muhtemelen. bir ziyaretimizde bana kitap nasıl bir pozisyonda okunmalı diye sormuştu. ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum ama sonra yazmaya başlarken tarif ettiğim pozisyonun doğru olduğunu iddia etti. ben de "evet, tabii, biliyorum" diye cevapladım hemen. o zamanlar bilmek konusunda da pek hevesliydim. sonra bana bir ömer seyfettin kitabı hediye etmişti, çok eski bir kitap, dili de öyle. kitabı hiç bitiremedim ama bu adamı da hiç unutamadım. annemin arkadaşı ile boşandılar, bir daha görmedim, kitabı da iade edemedim.
(hayatımda yediğim ilk mantıyı da annemin arkadaşı olan bu kadın yapmıştı. lahana, ıspanak ve biber dışında yemek olmasına çok şaşırmıştım, bizim evde hep bunlar pişerdi.)
sardunya değil belki ama,
beni de ödünç alınan bir kitap büyüttü belki ha edip?
(hayatımda yediğim ilk mantıyı da annemin arkadaşı olan bu kadın yapmıştı. lahana, ıspanak ve biber dışında yemek olmasına çok şaşırmıştım, bizim evde hep bunlar pişerdi.)
sardunya değil belki ama,
beni de ödünç alınan bir kitap büyüttü belki ha edip?
Jul 6, 2019
Jul 3, 2019
Jun 26, 2019
çok da önemli bi' şeyden bahsetmiyorum
boktan günlerin boktan günleri takip etmesi çok sinir bozucu. sanki günler arasında yazılı olmayan bir anlaşma varmış da, tüm günler o anlaşmaya göre organize oluyormuş gibi. boktan günler derneği. bi' noktada çember kendi devinimini tamamladığında -ki bu circle kişiden kişiye değişiklik gösterebilir- her şey olağan seyrine erişiyor en nihayetinde ama insan bok çukurunda yüzüyoken farkına varamıyo işte ve öf bu cümle bile ne boktan oldu. bokluk her yerinize bulaşıyo işte. sonsuz bir can sıkıntısı deryası.
diş macununu ortasından sıkmak ya da laktozsuz süt ile hazırlattığım kahveme krema ekletmek istiyorum şu an, beni anca bunlar paklar.
diş macununu ortasından sıkmak ya da laktozsuz süt ile hazırlattığım kahveme krema ekletmek istiyorum şu an, beni anca bunlar paklar.
Jun 18, 2019
Apr 15, 2019
joy wants eternity. laugh!
bach'ın c minor'ının bana hatırlattığı tek bir şey var, tek biri.
çok uzun zamandır hatırlamadığım. aklımdan bile geçmeyen.
çok uzun zamandır hatırlamadığımız, aklımızdan bile geçmeyen ne çok şey geliyor di' mi başımıza..........
sürekli ben ne kadar çok değiştim diyerek üzülüyorum. farklı bir mutsuzluk tanımı. mutsuzluğa odaklı olmak, self-yenilenme sürecini es geçiyor işte. öyle veya böyle. hepimiz bu kıyılarda dolaştık. ama yine de aynı kıyılarda, uzak ya da yakın kıyılarda, benzer ya da benzemeyen birçok şeyi yaşıyoruz. içimizde dışımızda. ne çok ikileme ve ne çok yaşanmışlık. biz nasıl bütün kaldık ya da nasıl bütün kaldık sanıyoruz oysa.
biraz da yer çekimine meydan okurmuşçasına gülümseyelim mi?
Aug 27, 2018
uzun uzun anlatamayacağıma karar verdim ama böyle.
az önce the crown'da beklemediğim bir anda lacrimosa çalmaya başladı. uzun zamandır görmediğim eski bir tanıdıkla karşılaşmışım gibi hissettirdi -her ne kadar uzun zamandır görmediğim tanıdıklarla karşılaşmak bana artık pek bir şey hissettirmiyor olsa da, böyle bir his tanımlı bence Türkçe'de-.
hazır buraya yeniden yazmaya heveslenmişken zbigniew preisner lacrimosa'sını açayım dedim, onunla da uzun zamandır karşılaşmamıştık. ben kafamı toplayıp yazmaya başlayana kadar spring waltz çalmaya başladı autoplay ile. bu parça bana hep "çocuğumu kestim ama yarına yine de ümitle bakıyorum" müziğiymiş gibi geliyor. çünkü içerisinde belki onlarca ailenin seneler içerisinde yaşayabileceği hüzünler toplamını barındırıyormuş gibi bir hissiyatı var. aynı zamanda da ne zaman dinlemeye başlasam geleceğe dair umutla doluyorum. kulağıma eğilip "yarınlar güzel olacak" diye fısıldıyor sanki.
işte ben de tam olarak böyle bir anındayım hayatımın.
Jul 22, 2018
ouokl
Teknolojinin, hayatlarımızın henüz daha bu kadar büyük bir parçası haline gelmediği vakitlerde internette gezinirken bulduğum ve ilgimi çeken fakat incelemeye vaktimin olmadığı hemen her şeyi yer imlerime eklemek gibi bir alışkanlık edinmiştim. Sanıyorum o zamanlar öğrenmeye -daha doğrusu yersiz yönsüz, her şeyi öğrenmeye- daha çok açtım. Bu alışkanlığımı bir süre devam ettirdikten sonra yer imlerimin sonsuza uzadığını ve her birini tek tek incelemenin imkansızlaşmaya başladığını fark edip ancak ve ancak asla kaybetmek istemediğim linkleri yer imlerime eklemeye başlamış ve bir gün yer imleri klasörümü temizleyeceğime dair söz vermiştim kendime.
Gün bugünmüş.
Temizlik yapmak için değil ama bir sebeple yer imlerim klasörüne dalmış bulundum ve bir anlığına kendimle yüzleşmek gibiydi. Yıllar geçtikçe, yol aldıkça, kazandıkça ve kaybettikçe insan unutuyor. Değişmek kötü bir şey değil ama ne bileyim, eskisi gibi olmamak fikri de biraz hüzünlü sanki.
Jan 18, 2018
feeling free
HAHAHAHAHAHAHHAHAH bu yükseliş mani anı falan değilse, gerçekten çok güzel. erken sevinmek istemiyorum ama galiba bitti. OH!
Subscribe to:
Posts (Atom)