Aug 18, 2012

Bir yarış atı psikolojisinin daha sonuna geldik (mi acaba?).

Halihazırda yayınlanmayı bekleyen iki postum varken bir üçüncüsüne başlamak akıl kârı bi' iş gibi görünmese de, ÖSYM'nin gecenin bir saatinde sonuçları açıklaması ve uzun zamandır ilk kez mim yapacak oluşumun şerefine buna öncelik vermeyi uygun gördüm.

Öncelikle deep'e, ben neredeyse mim nedir ne değildir onu unutacakken tekrar hatırlamama vesile olduğu için teşekkür ediyorum. Hatırladığımız en eski anıyı konu olan bir mim yazıyorum bu defa. Aslında ben taa 2 yaşımı bile hayal meyal de olsa hatırlıyor gibiyim. Kuzenimin doğuşunu, eve getirilişini vesaire. Ama öyle ayrıntılı anlatacak kadar değil maalesef. Yalnız şu an aklıma gelen sözümona eğlenceli çocukluk anılarının hepsi de anlatsam roman olur kategorisinde olduklarından ne yapsam bilemedim ama bu mimi ileriki bir tarihte tekrar hortlatmak zere rafa kaldıracağım sanırım.


Ve gelelim günün olayına.
Şu ÖSYM'nin ısrarla sınav veya tercih sonuçlarını açıklayacağı tarihi önceden belirtmeme huyuna cidden anlam veremiyorum. İstersen sınavı 2 ay sonra açıkla ama önceden bi' söyle, şu tarihte açıklayacağım diye. Yok. Her yıl millet günler öncesinden sonuçları beklemeye başlıyor. Hop, sonuçlar açıklanıyor, bu defa yerleştirmeleri bekliyorlar. Hayır bir de siteleri de dandik. Siteye açıklandığı saatte yığılma olacak biliyor adam, yine de olaya el atmıyor. Ayakta alkışlanmayı hakkeden bi' sistemimiz var gerçekten!

Her neyse. Ben açıkçası bayramdan sonra açıklamalarını bekliyordum ama yine de n'olur n'olmaz diye dün saat üçe kadar bekledim açıklamalarını. Ses seda çıkmayınca da uyumuştum. Saat 12 buçukta civarında kendi kendime uyanıp telefonumu açmamla kısa süreli bi' şok geçirmem de bir oldu tabii. Akabinde hemen internete girmeler, siteye tıklamalar derken mutlu son: Site ölmüş! 12 buçuktan iki buçuğa kadar sayfa yeniledim durdum. Hatta arada "Sen açılmıyor değilsin ÖSYM'nin sonuç açıklama sistemi, artık ben bakmıyorum!" gibi serzenişlerde bulunmayı da ihmal etmedim. Ve hatta forumlara şu şekilde yazılar yazmayı da;


Son bir saattir yaptığım tek şey, sayfa yenilemek. İlk başlarda sonucu soranlara "OF AÇILMIYOR SİTE HEYECANDAN ÖLÜCEM." gibi yanıtlar verirken, bu zamanla "Valla bu kadar adrenalin bünyeye zarar ya ölücem bildiğin. Gerçi alışmaya da başladım. Artık böyle yaşayabilirmişim gibi. Bu site hep açılmasın ben hep sonucumu bekleyeyim falan. Gözüm yollarda kalsın. Belki bi gün gelir diye ümidimi kesmeyeyim......." gibi cümlelere dönüştü ve geldiği nokta da şu: "Yok hâlâ açılmadı kanka. Zaten 5 kere daha yenilicem sayfayı, açıldı açıldı. Olmadı keyfi bilir valla, gider Supernatural izlerim ehemehe." 

Arada "GENÇLER BEKLEME YAPMAYALIM. BAKAN ÇIKSIN!" diyerek Facebook üzerinden halka seslendiğim bile oldu, varın siz düşünün gerisini. 

Özetle; 
ÖSYM Sonuç Açıklama Sistemi kafası > tüm içkilerin yaptığı kafa.

~Derken sonunda girmeyi başardım. Ve bütün hafta n'olur tutsun diye dualar ettiğim hatta tabir-i caizse hatim indirdiğim yere, Mimar Sinan Şehir ve Bölge Planlama'ya girmişim! Yıldız Teknik Harita Mühendisliği tutar diye düşünürken bunun gelmesi cidden sevindirdi beni. Çünkü sıralamamdan 1000 kişi öndeydi. Ayrıca kendileri geçen sene yerleşmelerine rağmen 2 saat boyunca benimle birlikte heyecanlanan arkadaşlarım da iyi ki varlar! Onlar olmasaydı çoktan F5 tuşunu rahat bırakıp Supernatural izlemeye gitmiştim zira.

Teknik olarak yeni başlasa da böylece bugün de bitti... Şimdi düşünmem gereken şey de tam olarak şu: http://www.msgsu.edu.tr/msu/pages/174.aspx
İlk seneler benim açımdan eğlenceli olacağa benziyor da üçüncü ve dördüncü sınıf gözümü korkutuyor. Ve tabii şimdi bi' sürü evraktır, kayıttır, yurttur, burstur olayları da başlayacak ki onlara sadece tek bir şey diyorum: ÖF!

Aug 12, 2012

Hırs, azim ve kararlılık timsali.

Yüzyüzeyken Konuşuruz şarkılarına pek romantik dokunuşum.

Ayakkabılarını öylece bir köşeye fırlatıp Ikea'daki o minik yataklardan birine girmiş ve yorganı kafasına kadar çekmiş bir şekilde uyuya kalmış çocuk, bence bu dünyadaki EN TATLI ŞEY. Öyle ki, "O dururken diğer çocuklara ne gerek var?!" diyesi geliyor insanın. Çocuklardan zerre hazzetmememe ve hatta kendi küçüklüğünü yolda görecek olsa yolunu değiştirme potansiyeli olan bi' insan olmama rağmen kapıp kaçasım geldi o çocuğu öyle görünce. Babasının ayakkabılarını giyip apartman merdivenlerinden pat pat inen çocukların, nasıl asansöre atıp iki kat arasında stopa basmak suretiyle canlarına okumak istiyorsam bunu da aynı arzuyla kapıp kaçıvermek istedim dün.

Ve fakat şimdi hoşçakal çoluk çocuk, meraba Neşe'nin sıkıntı anında yazıp çizdikleri diyerek konuyu değiştirmem lazım. Ya da boş zamanları değerlendirme konusunda son derece kabiliyetsiz olan kahramanımız Neşe'nin son saçmalığıyla sizleri baş başa bırakıp "Ben susayım, resimler konuşsun." mantığını yürütmem daha hayırlı olacak gibi. Söz sizde,


Son olarak süper tespitim: Şu dünyada en amaçları dışında kullanılan şey bence ajandalar.

Aug 10, 2012

30 yaşına gelicez, hâlâ bi' arkadaş olmayı öğrenemedik.

18 yıl 8 aylık yaşamımın sonucunda bugün, insan formunu anlama konusunda zerre ilerleme katedemediğimi farkettim. İlerleme katedemediğim gibi gerilemiş bile olabilirim hatta. Çünkü iki çürük tipin ardından hayatıma giren bir üçüncüsü, daima "Ha tamam, bu da onlar gibi." damgası yemeye mahkum. GENELDE YANILIYORUM PEK TABİİ; çünkü ben de bir "insan sarrafı değilim"im.

İnsan popülasyonuna girersem çıkamayacağım içindir ki konuyu direk 19 yaşına gelmiş olup 5 yaş kafası yaşayan insana bağlayıp kaçacağım. Bu tip benim nazarımda, her arkadaşına potansiyel ana baba gözüyle bakan ilgi manyaklarından ve tuvalete bile sizsiz gidemeyen, her adımda peşinizde olup bundan zerre rahatsızlık duymayan kişi ve kişilerden oluşmakta. Ve farkında olmasanız da, stalker ruhlarından ileri gelen bi' size-sizden-yakın-olmaları-durumu muhtemeldir. Benimki de lisede iki tenefüs yanına uğramadım diye "Beni çok boşluyorsun, kalbim paramparça haberin olsun." şeklinde kafiyesi bol arabesk göndermelerle ufaktan sinyalleri vermiş gerçi bana ama ben anlayamamışım. Üstüne bir de tutup bi' de yakın arkadaş olmuşum. HAY BENİM KAFAMDA EŞEK ARILARI PİKNİK YAPSINMIŞ (bkz: Neşe'ye özgü sansür uygulamaları). Ben "Aman alınmasın şuraya onu da çağırayım, aman darılmasın şununla çok muhattap olmayayım, belki kızar bunu yapmayayım." gibi düşüncelere muvaffak olurken; ilişkimize, karşı tarafa ait bir buhran anı delirmesinin son vereceğini bilemezdim tabii. Ha, yok kafam rahat. "Bu ilişkinin yolu yol değil." deyip son noktayı koyan da benim ama yine de üzülüyorum. Hani böyle durduk yere önemsiz bir şeyden pat diye ortada kalacaksa o arkadaşlık, niye uğraştım ben ya bu kadar? NİYE BANA ÖNCEDEN HABER VERMİYORSUNUZ OLM?!

Bu da kaç aylık muhabbet gerçi de, bahsi geçen kişi veya kişiler, konuyla alakasız kişi veya kişiler aracılığıyla laf sokmaya çalışıyor ya asıl asabımı bozan o. Gel yüzüme söyle, canımı ye. Valla saçından tutup kafanı duvara vura vura ağzınla burnunun yerini değiştirmem. Söz veriyorum ya.

AYRICA geçen gün rüyamda, iki arkadaşımla ben uzaya gitmek için gönüllü olmuşuz güüüya. Bizi elektrik süpürgesi hortumuna benzer, içinde düğmelerin olduğu, kocaman, kıvrılabilir bi' yapının içine koyuyorlardı. Sonra o da kocaman metal bir tüpe giriyordu ve dolayısıyla biz de. Neyse, ufukta 3 tane gezegen görünürken bizi fırlattılar ama sanırım ben roketten düştüm. Gidemedim çünkü onlarla. Rüya tabirlerinden anlayan arkadaş sana sesleniyorum: Bu rüyanın meali nedir? Süren 35 dk. İstediğin sorudan başlayabilirsin. Başarılar! İmzam.

AYRICA 2 Band Of Brothers gelmiş geçmiş en iyi dizi. Sabahın 6 buçuğunda, diz altı çorapla mini şort giyme dönemini açmış dondurma yiyorken bir anda aklıma gelivermesi ve milyonuncuya tekrar izleme isteğiyle dolup taşmamın başka bir açıklaması olamaz zira.
Ayrıca belirtmek isterim, Damian Lewis ne güzel adamsın sen.

Aug 8, 2012

sevgili bilinçaltım, kendine gel.

http://www.youtube.com/watch?v=NJ5ccnKDWME

Ian ismini "lan" şeklinde okumamı sağlayıp "Oo yoo, Lan Schmitz diye isim olamaz." cümlesine aklımda birkaç kez tur attıran son derece gereksiz bi' yeteneğim var.

Jul 28, 2012

Gözlerimi kapatıp açınca her şeyin aynı kalması...................

Bazen ortada hiçbir şey yokken, bir anda çok kötü hissetmeye başlıyorum ve o bir an hiç bitmeyecekmiş gibi sonsuzluğa uzuyor.

Jul 21, 2012

Neşe, Mahogany Diyarında! (Ve bir "kullanmak isteyip de fırsat bulamadığım klişe"nin daha sonuna geldik.)

Hayatımı, "bilmemneden önce ve bilmemneden sonra" şeklinde ayırabilme kapasitesi olan grupları göz önünde bulundurunca rahat bi' üçyüze falan bölünüyordum zaten, bugün bir de Everything Everything eklendi listeye, tam oldu. Sonuç olarak; meraba 301.

Kendileri Last.fm'e göre indie, indie pop ve alternatif adı altında etiketlenmiş olsalar da; A'capella, Melodramatic Popular Song ve R&B'nin onları daha iyi tanımladığını düşünmüş olmalılar. Zira öyle olmasa MySpace'lerine yazmazlardı. (Tam burada, "Bu cümleyi sırf sayfalarını verebileyim diye ekledim, kötü espri uğruna değil."in altını çizelim lütfen.)

Ben ilk olarak Schoolin' şarkılarının Mahogany Session versiyonuyla tanıyıp sevdim kendilerini -ki Mahogany Session'ın bana sevdirdiği bi' sürü gruptan yalnızca biri Everything Everything; ve fakat, buna birazdan değineceğim. Şarkının bu versiyonunu çok beğenip bir de orijinaline göz atayım dedim ve işte bir Everything Eveything fanı böyle doğdu. (Bu cümlelerin amaçları hep belli, biliyorsunuz.) 

Hem sizin için yeni hem de pek tanınmamış, üstüne üstlük bir de hoşunuza gitmiş bir grubun rastgele herhangi bir şarkısına denk gelince, içgüdüsel olarak "AMAN TANRIM! DAHA BAŞKA NELER KAÇIRMIŞIM?!" nidaları eşliğinde grubun diğer şarkılarına da saldırıyorsunuz zaten. Ve tüm o bayıldığınız şarkıların ardından hakkında bir de yazı yazmaya karar verince işin "Hmmmmmm... Hangisini paylaşsam acaba?" faslı, tüm yazıyı yazmaktan daha çok zamanınızı alıyor. Ama sanırım EN çok sevdiklerim şu şekilde:

Everything Everything ilginizi çekmediyse ve yazının burasına kadar okumadan sayfayı kapattıysanız belirtmek isterim ki çok şey kaçırdınız. Gerçi giden gittiğine göre belirtmesem de olur, kalan sağlar benim. TOPLANIN. Şimdi şu Mahogany olayına geliyorum. Bir süredir paylaşmaya kıskandığım ve dolayısıyla herkesten sır gibi sakladığım aşmış bir müzik blogu oluyor kendisi -ki şuradan da ziyaret edilebilir. Artık gerisini siz kurcalaya kurcalaya öğrenirsiniz ama sessions kısmına uğramadan geçmeyin. Aman diyeyim.

Hayatımın en "arkadaşımla konuşur gibi" postunu yazıyor olmanın getirdiği rahatlıkla son olarak bir de sizden bana savaş filmi önermenizi rica edeceğim. Savaş filmlerine aşık bi' insan olarak hâlâ izlemediğim yüzlercesinin hatta binlercesinin kaldığını umuyor ve şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.

Ve şu an dinliyordum, bu da bonus track olsun:

Jul 17, 2012

Bazen, benim de hayatım roman olsa kimse almazmış gibi hissettiğim oluyor.

Her ne kadar sound test service olduğu için de olsa Skype'daki bot bile beni takmıyor ov ye ov yeeeeeeee*
*Burada Direc-t'in Ama Sen Varsın şarkısına atıfta bulunulmuştur.

İnsanın lise arkadaşlarıyla buluşması çok sakıncalı bi' şey. Lise sadece bir yıl geride kalmışken bile çok sakıncalı. 11 buçuk 12 gibi eve geldiğimizden beri, birbirimize doyamadığımız için msn'de liseden kalma fotoğraflara bakıp videoları izliyoruz ve EVET ARKADAŞLAR EVRİM GERÇEK.

Jul 14, 2012

Üç buçuk atmak.

"Öf! Hiç de korkunç değildi." yorumunu yaptığın filmin ardından, tüm binada sadece sizin katta elektriklerin gitmesinin yaşattığı adrenalin patlamasını başka hiçbir olay yaşatamaz herhalde. Ve biz, dün gece tam olarak bunu yaşadık kuzenimle. Ömrümüz boyunca yaptığımız tüm paranoyaları toplasan, elektriğin olmadığı o yarım -bilemedin bir- saat boyunca yaptıklarımız etmez. Bir de Musallat gibi gerçekleşme ihtimali nispeten daha fazla olan bir film izlemiş olunca, direk "Ya tamam vazgeçtim, çok korkunçtu film ama n'olur elektrik gelsin artık. OHA KUZEN ŞURADAKİ GÖLGE NEYİN GÖLGESİ?!! Ha, dur ya kafammış." moduna geçiş yapıyorsun.

Yalnız kuzenimin küçükken anneannemi Dabbe sandığını açıklaması, böyle bi' ortamda bile beni gülme krizine sokmaya yetti. Hani bizim dün geceki paranoyalarımızın toplamı da şu etmez mesela. Hayır, anneannem de dünya tatlısı insandır -ki kuzenim de çok sever kendisini, nereden böyle bir sonuca varabilmişse artık. Önümüzdeki 2 yıl dalga geçerim artık bunla ben. Ve fakat şu an gitmem lazım. Ben rezilliğimizin devamını alıp götürürken siz de şunu dinleyebilirsiniz mesela.

AYRICA BU PAZARTESİ BREAKİNG BAD'İN YENİ SEZONUNA MERABA DİYECEĞİM BİLDİĞİN. MUTLULUK.

Jul 10, 2012

Jul 6, 2012

-

Bu resim, şu an beni ağlatabilir.
Bazen hayat gerçekten çok acımasız.

Jul 4, 2012

şu an tam olarak böyle bi' yerde olmak istiyorum.


Rüzgar da serin serin essin böyle. Of.

Jul 3, 2012

Museum.

"Hey, I think you might like Museum, check it out. If not, I'm sorry for having bothered you."

Az önce Last.fm'de tanımadığım birinden gelen ve "Allah herkese böyle hayırlı hayran nasip etsin." dememe sebep olan mesajdır yukarıdaki. Ekşi'deki yorumlara göre; Museum, kimliği belirlenemeyen şahıslarca (bkz: spiker mode on) bu şekilde mesaj yoluyla yayılan bir grupmuş zaten. Neyse, iğrenç esprilerime sizleri daha fazla yüzgöz etmiyor, sadede geliyorum. Adamlar iyi gibi. Şöyle iyiler mesela:


Veya böyle:

Olmadı, böyle:

Daha da olmuyorsa zorlamanın alemi yok.
Görüşürüz.

Jul 1, 2012

Bazen beni böyle kabullenmek lazım.

İtiraf ediyorum; Teoman'ın "Ruhun sarışın." diye tabir ettiği hatun kişilerden biri de benim. Kırk yılda bir organizasyonunu üstlendiğim tek buluşmaya Kübra diye Seda'yı çağırmamın ve bu hatayı anca Kübra'nın "Hadi olm nerdesin? Bilmemne cafedeyiz biz, seni bekliyoruz." mesajıma verdiği "Yavrum ben yazlıktayım." cevabından sonra farkedebilmemin başka bir açıklaması olamaz zira.

Olayın gelişim süreci;
1. Rehberinde kayıtlı olmayan bir numaradan buluşmayla alâkalı Neşe'ye gelen mesaj
2. Neşe'nin tanımadığı numaranın sahibi ile mesajlaşma ve onu da olayın içine çekme süreci
3. Ertesi gün acı gerçekle yüzleşmek

Bu süreçte Neşe'nin aklından geçenler;
1. Hmm... Biri buluşma için mesaj atmış ama bu numara kimin ki acaba?! Hmm... Bana "bebeğim" demiş. "Canım" da demiş. Bu durumda kim olduğunu sorsam ayıp olur. Kesin Kübra'dır bu ya. Kontörü bitmiştir, başkasından atıyordur mesaj. Evet evet, yüzde binbeşyüz Kübra bu.
2. Kübra'yı da çok özledim beeeeeeen, onu da davet edeyiiiiiiiim! *kalp şeklini almış gözler eşliğinde*
3. ("Yavrum ben yazlıktayım." mesajını okuduktan birkaç saniye sonra...) Nasıl? E kimi davet ettim o zaman ben? Bizim sınıftan kim bana "bebeğim" diyor ya başka? KİMİN BEBEĞİYİM BEN?!

Genel sonuç: Cafe'de insanları toplamak pek mümkün olmadı pek tabii. Gelenler ve sonradan olaya dahil olanlarla birlikte arkadaşın evine gidilir, yenilir, içilir, oyun oynanır, gülünür, eğlenilir... Hikayenin geri kalanını biliyorsunuz.
Olumlu sonuç: Batak öğrendim.
Olumsuz sonuç: Her ele girip her defasında batıyorum.

Ayrıca konu hazır arkadaşlar iken...
Sevgili liseden sonra arayıp sormamış eski çok yakın arkadaşlar,
"Sizsiz çok mutluyum, süperim, harikayım!" demiyorum ama siz olmayınca da oluyor gençler.
Saygılar.

Bu arada, ev kızı temamı nasıl buldunuz? Sağa sola bir iki dantel de atacağım yakında.

Jun 28, 2012

Gitgide müzik bloguna dönüşüyor olabilir burası.

*Youtube'da bulunmadığı sıralarda upload ettiğim şarkı. Şimdi tekrar eklemişler, ağız tadıyla paylaşabilirim.

Jun 26, 2012

Gece gece nereden geldiği bilinmeyen Hurts aşkının Blogspot ayağı.

Şu adamları nasıl seviyorum, en az hoşuma giden şarkılarına bile nasıl tapıyorum belli değil. YENİ Bİ' ALBÜM YAPMALILAR ARTIK.

Ayrıca Last.fm'de Hurts'e visual kei tagini ekleyen arkadaş, sana da bi' "Ne alaka?!" demek isterdim ama maalesef tanışmıyoruz. İyi ki de tanışmıyoruz.

Ben en iyisi sizi favori Hurts şarkımla başbaşa bırakayım.

Jun 23, 2012

daha n'olsun.

Annemin berbat öğretmenliğine ve ben sormadan hiçbir şeyi anlatmamasına rağmen ilk denememde araba sürmeyi öğrendim ya, bence bende yetenek var. Açılın, asfaltı ağlatmaya geliyorum.


I know, she knows that i'm not fond of asking. *nota işareti* 
Aksanını sevdiğim.

Jun 22, 2012

Chris Colfer


Buradan çıkarılacak sonuçlar:
1. Chris Colfer'dan daha tatlı bi' Chris Colfer çizmek mümkün değil -en azından çizen bensem-.
2. Siyah düz zemin boyama özürlüyüm.
3. 8B resim kalemi > diğerleri.
4. Bu işin eğitimini almadan da bi' yere kadar. -burada kendimi teselli ediyorum daha çok-

Bunu da bugün keşfettim. 
Bulgar'mış kadın ama ilk defa duyuyorum.

Jun 20, 2012


Fangirllük yapmak istemem ama ortada bi' Jensen Ackles gerçeği var.

Jun 18, 2012

Kafamın içindekileri aynen yazıya dökecek bir makine icat edilene kadar en iyisi bu.

Hayatımda kaç defa herhangi bir alanda düzenlenen yarışma veya türevi bir etkinliğe katıldım? İki.
Hayatımda kaç defa tamamen kendi isteğimle bu tarz bir işe bulaştım? Bir.


Son birkaç dakikadır kafamda dönmekte olan bu iki sorudan çıkardığım sonuç: İnsanlarla yarış halinde olmaktan nefret ediyorum. Kendime güvenmediğimden değil. Sadece... Neden yapayım ki?
Hayatı armut piş ağzıma düş mantığında ilerleyen biri olarak şimdiye kadar sadece bir kez istediğim şey için yarışmak zorunda kaldığımı hatırlıyorum -ki o da tiyatrodaki başroldü ve küçük Neşe, başrolün kral -dolayısıyla erkek- olmasını zerre umursamıyordu. Oyun boyunca sahnede kalacak tek karakter kraldı ve öyleyse bu rol onun olmalıydı. Sonuç olarak, rolü aldım.
Katıldığım diğer etkinlik de bi' resim yarışmasıydı. Öğretmen tüm sınıftan resim istemiş, sonra bir kısmını bizden habersiz yarışmaya göndermişti. Sırf durduk yere düşük not almayayım şimdi diyerek yaptığım sikko resim her nasılsa birinci olmuştu.

İşte bir de tam olarak böyle düşünen ve kendini kanıtlama çabası diye bir şeyi veri tabanında barındırmayan bir beyne sahipken iki yıldır insanların yarış atı psikolojisi içinde olmamı beklemesi var. İstediğim şeyi biliyorum. İstediğim şey, olmayacağımı da biliyorum. Türkiye şartlarında sözümona güzel bir hayat yaşamış olmak için yapmam gerekeni biliyorum. Ama kılımı bile kıpırdatmıyorum ve açıkçası oturduğum yerden işler fena da gitmiyor hiçbir zaman. Ve aslında lafı buraya bağlamayacaktım ama neyse artık, sözün özü: Çekirge gibiyim, üçüncü sıçrayışa gelmek istemiyorum.

Şimdi beynimi bir kenara bırakıyoruz ve ilk iki sezonunu özlediğim Skins için bir dakikalık saygı duruşu ardından şu şarkıyı dinliyoruz.